|
Tam İsabet
Meşhur densizlerden Abdullah Cevdet'in bir yazısı gazetelerde "Ben bu vatanın öksüzüyüm yerine"ben bu vatanın öküzüyüm" diye çıkmış.
Süleyman Nazif bunu duyunca şöyle demiş:İsabet buyurmuş,isabet buyurmuş"
(Almanya'dan Kamil Kalaycıoğlu'ndan bir fıkra)
*Genç adam yaşlı karı-kocanın evlerine misafir olur. 75 yaşındaki amca
karısından bir fincan daha çay isterken "Çiçeğim, bir bardak daha verir
misin?" der. Sonra da "peteğim, hiç
şekersiz lütfen" diye ekler.Kendisine 65 yaşındaki tatlı karısının
getirdiği tavşan kanı çayı alırken de "bebeğim, sana çok zahmet oldu" diye
ekler.Genç adam, yaşlı amcanın karısı
*kullanıldığı sevgi sözcüklerinden çok etkilenir "Amcacığım, kaç yıllık
evlisiniz?" diye sorar. Yaşlı ama dinç adam,"40 seneyi geçtik evladım" der.
Genç adam: "Vallahi maşallah, Allah
*muhabbetinizi arttırsın. Sürekli çiçeğim, peteğim, bebeğim gibi güzel
sözlerle hitap ediyorsunuz galiba "Yanakları pembeleşmiş teyze "Doğru,
birkaç yıldır hep bana böyle hitap ediyor" deyip mutfağa doğru yöneldiğinde
yaşlı amca genç adamın kulağına doğru eğilerek: "Şiişşt,çaktırma, 2 sene
önce adını unuttum, hala hatırlayamıyorum
Heykelin yaşı kaç ?
Bir Ingiliz turist Mısır'daki Tutankamun heykelini ziyaret ederken, orada bulunan müze tercümanı gence sorar
-Bu heykelin yaşı kaçtır?
Memur cevap verir:
-Dört bin bir sene, altı ay, on gün...
Turist çok şaşırmıştır, hemen sorar:
-Bu kadar ince hesabı, buralarda, hangi teknikle bulabiliyorsunuz?
Tercüman kendinden emin bir eda ile cevap verir:
-Teknik falan değil, ben burada işe başladığımda bunun dört bin senelik olduğunu söylemişlerdi. Ben ise burada bir sene, altı ay, on gündür çalışıyorum. Ne eder?
» Hele Bene Bir Bakın...
Almanya'da Hans Müslüman olmuş. Kurban kesmiş ama yüzememiş. O arada oradan geçen bir Alman'a: "Baksana, bu koyunu nasıl yüzeceğim, biliyor musun?" demiş. Alman: "Ben ne bileyim. Onu Müslümanlar bilir. Çünkü onlar her yıl kurban keserler. Şu ilerde Türklerin gittiği bir kahve var. Oraya git sor" diye cevap vermiş. Hans elinde bıçak tarif edilen kahveye girmiş ve: "İçinizde Müslüman var mı?" diye sormuş. Kahvede de Erzurumlu ile Karslı oturuyorlarmış. Bakmışlarki üstü başı kan içinde, elinde kanlı bıçak iri-yarı bir Alman. Korkmuşlar tabii. Erzurumlu hemen ayağa kalkmış ve Karslı'yı göstererek: "Ahan bu Müslüman" demiş. Karslı korkudan süklüm püklüm ayağa kalkarak: "Gardaş hele bene bir bah... Bende müslüman sufatı var mi?" demiş
AYAKLARI UZUN
Temel yeni yaptığı ahırına hayvanları yerleştiriyormuş. Fakat sıra develere geldiğinde, develerin kapıdan geçemediğini anlamış. Başlamış kapının üst kısmını parçalamaya. Ordan geçen biri.
adam -Birader napıyon sen?
temel:
-Ula devenin boyni çok uzun , kapıyu uzatayrum
adam:
-Ulan salak kapının girişindeki toprağı biraz kazsana..
temel:
-Salak sensin da, devenin boynu uzun ayakları değul !!!
_____________________________________________
TEMEL VE KÖPEĞİ
Temel ve köpeği Karabaş trene binerler.Aynı kompartmandaki yolculardan biri Temel'e:
-Köpeğinize dikkat edin lütfen,şu anda kocaman bir pirenin vücudumda dolaştığını hissediyorum.
Temel gayet sakin:
-Uy karabaşum dikkat edesun,bu adamda ppire vardur,sana ta geçebulur
______________________________________________
PROPAGANDA
Temel secimlerde aday olmus, buyuk kalabaliga karsi konusma yapacak, hazirlanmis, kursuye cikmis. Cebindeki kagidi aramis bulamamis. Bunun uzerine secmenlere seyle seslenmis:
- Sevgili hemsehrularim, puraya celirkeen neler soyleyecegimu pir Allah pir de pen pileydum, simdi ise sadece Allah piliy.
______________________________________________ Temel deney yapınca
Cenevre Tarim Konferansi'nda katilimcilarin her biri yaptiklari calismalari ve sonucta gerceklestirdiklerini verim artisini anlatiyormus. Sira Temel'e gelince,
-Kuru fasülyeye gül asiladuk, demis. -Peki, punu niye yaptiniz?
-Yellenince gül kokayi.
______________________________________________
Senin adın ne
Din dersinde öğretmen öğrenciye sorar ?
Adın ne ?
Fatih öğremenim.
Sen fatihayı oku yavrum.
Senin adın ne ?
Kevser öğretmenim
Sende Kevser suresini oku.
Diğer yandan bir öğrenci masanın altına saklanmağa çalışır.
Bunu fark eden öğretmen,senin adın ne yavrum?der
Yasin öğretmenim;ama bana kısaca Subaneke derler.;
==============================================
şart midur
Temel bir gün Dursun'a der ki:
-Ula Dursun ben kararımi verdum "başbakan" olacağum.
Temel:
-Ula uşağum deli misin?
Dursun:
-Şart midur?
==============================================DAMDA GEZEN AYAKKABI
Trabzon'da bir özel kuruluşun iki elemana ihtiyacı varmış ve bunun için bir sınav açmış. Gerekli duyurular yapılmasına rağmen, topu topu iki kişi başvurmuş. Dursun ve Temel...
Bu durumda ilgililer, "Eh n'apalım. Bari kolay soralım da, bu ikisini işe alalım, bir an önce işimiz görülsün" demişler.
Önce Dursun'u almışlar içeriye. Demişler ki:
- Gündüz gece giyilir, genellikle deri ve köseleden yapılır, ayağı sıcak tutar. Söyle bakalım bu nedir?
Dursun şöyle bir düşünmüş ve:
- Bağcıkları var mı, diye sormuş.
- Var, demişler.
Hemen cevabı yapıştırmış:
- Bildim! Ayakkabı...
- Bravo sen kazandın. Hemen işe başlıyorsun, demişler.
Dışarıya çıktığında, Temel hemen yakalamış Dursun'u:
- Haçan ne sorayler da?
Dursun:
- Çok kolaydur, demiş. Boyle boyle... Bağcukları var mi dedum, yok dediler. Ayakkabı dedum, kazandum, diye anlatmış.
- Ula çok kolaydur daa, demiş Temel.
Ve içeriye girmiş. Sormuşlar:
- Damda gezer, miyav miyav der, pisi pisi diye çağırırız... Söyle bakalım bu nedir?
Önceden kopyayı alan Temel, şöyle bir düşünüp, sormuş:
- Bağcukları var midur?
- Hayır...
- Tamam bildum! Ayakkabinun mokasenidur...
============================================== Kaynana
Temel bi gün kahveye girmiş. Üstü başı yırtıkmış. N'oldu diye sormuşlar. Temel :
-Kaynanamı gömdük.
Kahvedekiler:
-Iyi de bu halin ne?
-Biraz direndi de.
============================================== Müebbet
Zamanın en büyük Mayfa babası çok ağır bir suçtan yargılanmaktadır ve idamı istenmektedir. Jüri üyelerinin içinde Temel de vardır. Mafyanın adamları mahkemeden önce Temeli bir kenara çekerler ve şöyle derler:
- Temel ne yap et Babanın idam kararini müebbet'e çevir yoksa bu senin sonun olur derler!!! Temel'in içine korku düşmüştür: Acep ne yapsam da bu adamı kurtarsam" diye düşünür. Dava baslar günlerce devam eder ve nihayet Jüri üyeleri karar vermek üzere odalarına geçerler. Aradan uzun bir süre geçtikten sonra jüri geri gelir ve kararini okur:
- Müebbet hapis derler. Bunu duyan Babanın adamları ne yapacaklarını şaşırırlar doğru Temel'e gidip:
-Af ferim sana Temel
şimdi gözümüze girdin derler. Ehh be Temel iyi güzel de bu işi nasıl basardın diye sorarlar. Temel:
- Sormayın bre uşaklar der millet Beraat Beraat diye tutturdu Muebbete çevirmek kadar aklan karayı seçtim der.
============================================= Trafik
Trafik polisi Temelin kullandığı arabayı durdurur ve:
-Sizi tebrik ederim beyfendi, bu günkü kontrollerimizde emniyet kemeri takan tek sürücü sizsiniz bu yüzden size üçyüzmilyon lira ödül vereceğiz, ne yapmayı düşünüyorsunuz, demiş.
Temel:
-Hemen cidup bi ehliyet alacagim demiş.
-Ne! senin ehliyetin yok mu?
demeye kalmadan yandan Fadime söze girmis:
-Siz ona bakmayın memur bey içince hep böyle sapıtıyı
Polis iyice sinirlenmeye başlamiş.
Derken arkadan dursun:
-Ula ben size demedimmi çalintı arabayla yola
çikmayalim başımiza bi iş gelir diye.
Trafik polisi iyice zivanadan çıkmış ve bagajdan idris
atlamiş:
-Noldu uşaklar geçtik mi sınırı?
============================================= Pijama
Temel ve Fadime arkadaşının evine gitmiş.Geç saatlere kadar oturmuşlar ve çok kötü bir yağmur başlamış.Ev sahibi Temel'e:
-Bu gece bizde yatın yarın gidersiniz demiş.Temelin yatağını hazırlamışlar.Fakat Temel gözden kaybolmuş.Sonra kapı çalmış Temel'i sırılsıklam gören ev sahibi nereye gittin demiş.Temel sakin bir şekilde:
-Eve ciddum pijamamı aldım ve celdum demiş.
==============================================sıra sana da gelecek
Tır şoförü olan Temel uzun bir seferden sonra eve döndüğünde Fadimeyi en yakın arkadaşı Dursun ile yatakta yakalar. Tabancasını çekip Dursunu vurur. Tabancayı bu kez kendi şakağına dayar. Tam tetiği çekmek üzereyken Fadime .
- Temelcuğum, kıyma kendine.
der. Tmel :
- Sus şıllık, sıra sana da gelecek.
============================================== Telaffuz
Belediyeye şoför alınacakmış, hiç karadenizli almamışlar. Sebebi sorulunca: Bizim otobüsler kalabalık olur , "sıkışın" diye bağırmak gerekir. Doğru
söyleyebilen bir karadenizli bulamadık.
==============================================Şaplak
Adamin biri sinemaya gider. Tam sinemada film başlarken önüne saçını
kazıtmış biri oturur ve sinemanın ışıkları bu saçını kazıtmış adamın
kafasına vurur... Arkasındaki adam bir türlü filmi izleyemez. Adam
içinden "şunun ensesine bi tane yapıştırayım" der sonra
"Oğlum adam iri yari... Ellese bile beni parçalar" diyip vazgeçerken yanına
Temel oturur..
Adam Temel'e dönüp "Şu kafasını kazıtmış adamın ensesine bi tane vur
sana 5 milyon verecem" der. Temel de dayanamaz adamın ensesine bi tane
yapıştırır ve devam eder "Ulan Hasan sen burada mıydın" der. Adam dönüp
"Ne Hasanı kardeşim" der Temel de "Pardon kardeşim karıştırdım" der ve
adam önüne dönünce 5 milyonunu alır.
Adam dayanamaz ve Temel'e dönüp "Kardeş bi tane daha yapiştır sana 10
milyon verecem" der. Temel bi tane daha adamın ensesine vurur ve ilave
eder "Hasan sensin be yeme beni" Adam dönüp "Hasan değilim kardeşim be "
diyip ön koltuklardan birine oturur.
Temel'in yanındaki adam artik filmi birakıp bu kafasını kazıtan adamı
aramaya başlar ve bulur hemen Temel'e dönüp "Bak kardesim işte oraya
oturmuş. Git ensesine bi tane daha vur sana cebimdeki tüm parayı
verecem" der. Temel hemen kafasını kazıtmış adamın arkasına geçip
ensesine bi tane yapıştırıp
"Ulan Hasan burda mıydın, ben de yarım saattir arkadakı adami sen sanıp ensesine vuruyorum" der...
============================================== Noşut
Temel Afrika'ya safariye gitmiş. İlk günün sonunda gece otelin lobisinde avcılar konuşuyormuş. İngiliz ben bugün 1 gergedan vurdum demiş. Fransız ben de 1 aslan vurdum demiş. Temel de ben de 1 noşut vurdum demiş. İngilizle Fransız anlamamış ama cehaletleri belli olmasın diye de sormamışlar. Ertesi gün yine ava gidilmiş gece yine toplanmışlar. İngiliz ben 2 kaplan vurdum demiş.Fransız ben de 1 fil vurdum demiş. Temel ben 4 noşut vurdum demiş.İngiliz dayanamamış sormuş: "Kusura bakma ama noşut nasıl birşeydir? Bunca yıllık avcıyım hiç duymadım." Temel de "Ben de ilk defa burda gördüm. Kara kara birşeyler insana benziyorlar. ellerini kaldırıp noşut noşut diye bağırıyorlar demiş.
==============================================Sünnetçi
Temel,İngiliz ve Fransız bir trende gidiyorlarmış.Bir sinek Fransız'ı rahatsız ediyormuş.Fransız çekmiş kılıcını sineği otadan ikiye bölmüş.Cebinden kimliğini çıkarıp:
-Fransız Kraliyet Ailesi.demiş.
Başka bir sinek İngiliz'i rahatsız ediyormuş.İngiliz kılıcını çekmiş ve sineği ortadan ikiye bölmüş.Sonra cebinden kimliğini çıkartıp:
-İngiliz Kraliyet Ailesi.demiş.
Başka bir sinek de bizim Temel'i rahatsız ediyormuş.Temel kılıcını çıkartıp sineğe sallamış.Sineğe hiç birşey olmamış.Sonra cebinden kimliğini çıkartıp:
-Fenni sünnetçi demiş...
============================================== Günlük gazete
temelle fadime bir dağ evinde yaşıyorlarmış.dagda gazete olmadıgı için temel fadimeyi her gün kasabaya gazete almaya gönderirmiş.her gün gazete almaktan sıkılan fadimenin aklına bir fikir gelmiş.kasabadan aynı gün aynı gazeteden on tane almış ve eve saklamış.temel istedikçe gazeteleri vermiş.dördüncü gün temel karısını çağırmış.fadime temelin bu oyunu anladığını zannetmiş ve korkarak temelin yanıma gitmiş.tammm kızacak diye düşünürken temel şöyle demiş:'yahu şu dünyada ne aptal insanlar var.dört gündür aynı adam aynı yerde aynı ağaca çarpıyor.'
==============================================
Tarak
Temel uçağa binerken merdivende bir bakmiş önünde Sharon Stone haltetmiş bir dilber.. Muhteşem de bir mini.. Temel içini çekerken bir bakmış, yeri dilberin tam yanı.. Oturmuşlar.. Uçak havalanmış. Dilber çantasina uzanmis. Içinden bir bulmaca dergisi, bir kurşun kalem çıkarmış. Başlamiş çapraz bulmacayı çözmeye.. Temel heveslenmiş..
"Şimdi bir yerde takılır, bana sorar, böylece muhabbete başlarız" diye.. Beş dakika geçmeden dilber Temel'e sormuş, gerçekten.. Kısık, bir sesle sormuş:
"Beş harfli bir kelime. Sonu arak.. Başına bir harf koyarsanız kadınların en sevdiği alet olurmuş, biliyor musunuz?" diye..
"Aman Tanrım" demiş Temel, Amerikan filmlerindeki gibi.. "Aman Tanrım.. Bu güzel kadına o kelimeyi nasıl söylerim ben.. Mutlak bir başka kelime olmalı.." Başlamış düşünmeye.. Beş dakika sonra jeton "Dank" diye düşmüş.. Kadına dönmuş:
"Tarak olabilir mi, hanimefendi?.. Tarak!.."
"Harikasınız" demiş dilber.. "Silginiz var mı acaba?.."
============================================ inek testi
Bir gün Temel ve Dursun bakmışlar Türkiye'de iş yok Almanya'ya gitmeye karar vermişler ama ceplerinde para yok... O zamanlarda Almanya'ya hayvanlar bedava gidiyolarmış, bunlarda neleri varsa satıyolar ve bir inek kostümü alıyolar. Temel öne Dursun'da arkaya geçiyor ve gümrüğe gidiyolar gümrükteki memur bunları bir test edeyim diyor ve ineğin önüne bi tomar saman getiriyor sen gerçek ineksen bu samanları yersin diyor. Temel mecburen yiyor ondan sonra memur bir kova su getiriyor eger sen gerçek ineksen bunu içersin diyor ve Temel içiyor.. Memur bu sefer bi tomar taze ot getiriyo ve ineğin önüne koyuyor Temel mecburen yiyor... Artık Temel şişiyor ve bir lokma bir şey yiyemez hale geliyor. Ama bu sırada Temel başlıyor gülmeye. Dursun merak ediyor. Soruyor ula Temel neden gülirsen. Temel de cevap verir memur bizim gerçek inek olup olmadığımızı anlamak için bir tane öküz getiriyor...
============================================== Şeytana uydum
Temel bir gün bir kadına tecavüz etmiş.Yakalayıp hakimin karşısına çıkarmışlar.Hakim sormuş:
-Niye kadına tecavüz ettin demiş.
-Şeytana uydum beni salın demiş.
Temeli salmışlar.Temel birkez daha bir kadına tecavüz etmiş.Gene aynısı olup salmışlar.3. 4. 5. derken birdaha tecavüz etmiş.yakalamışlar hakimin karşısına oturtmuşlar gene şeytana uydum demiş. Hakimde "ulan it, şeytanın işi gücü yok da sana pezevenklik mi yapsın"
==============================================Köprü
Fransa,İngiltere ve Türkiye ortak bir köprü yapacaklarmış.Türkiyeden temsilci olarak Temel seçilmiş.Köprü inşa edilmiş açılış günü gelmiş.Açılış tam yapılıyormuş ki köprü yıkılı vermiş. İngilterenin temsilcisi O kadar Çeliğime yazık oldu diğe kalp krizi geçirerek ölmüş.Fransanın temsilciside O kadar kumuma yazık oldu diğe kalp krizi geçirerek ölmüş.Bunların üzerine Temelde iyiki çimentoyu yerleştirmedim yoksa bende kalp krizi geçirerek ölücektim demiş.
============================================== otoban
Temel otobanda arabası ile son sürat yol almaktadır.Bir anda radyoda dinlediği müzik sesi kesilir ve bir anons verilir; "Dikkat.. Dikkat..tüm sürücülerin dikkatine otobanda bir araç oldukça süratli bir şekilde ters yönde ilerlemektedir." Anonsu duyan Temel kendi kendine söylenir.
"Hangi biri be kardeşim... hangi biri?..."
============================================== Kafiyesi yok ama...
İdris'le Dursun, kahvede ayrı masalarda hafif sıkkın oturuyorlar.
İdris sesleniyor:
- Bana "ayran" desena...
- Ayran!
- Uyy, ben da senun karuna hayran!
Fena halde bozulan Dursun, biraz sonra İdris'e sesleniyor:
- Bana "gazoz" desena...
- Gazoz...
- Uyy, ben da senun karini öptum...
İdris, dudak büküyor:
- Bu söylediğunun kafiyesi yoktur...
Dursun sözü bağlıyor:
- Kafiyesi yoktur ama asli vardur!
==============================================
Yağmurluk
Amerikalı, Rus ve Karadenizli aynı otelde kalırken gece yarısında yangın çıkar. Panik içinde yukarı katlara koşarlar. Çaresizlik içinde Amerikalı, odada duran bir şemsiye bulur, "Başka şansım yok" diyerek şemsiyeyi açıp atlar. Şemsiye sağlamdır, Amerikalı paraşütle iner gibi sağ salim yere varır. Bunu gören Rus, yandaki odadan başka bir şemsiyeyi bulup paraşüt gibi kullanarak atlar; o da kurtulur. İkisi de yukarıya bakarak merak içinde Temeli beklerken yanlarına, hızla dusen bir cisim çarpar. Gidip bakarlar: Temel. Hayatta ama kan revan içinde ve her tarafi kırık. Amerikalı merakla: "Ne oldu?" diye sorunca Temel; "Şemsiye bulamadım. Ama dolapta yağmurluk vardı" demiş.
==============================================meyhaneci
Of'lu hoca Cuma namazında içki içenleri fena azarlıyordu: "Paranızı sokağa atıyorsunuz. Kazanan kim? Meyhaneci... En büyük dükkan kimin? Meyhanecinin... En güzel ev kimin? Meyhanecinin... Ya en güzel araba? Meyhanecinin... Bu paraları veren kim? Ha sizin gibi kafasızlar..."
Aradan 2 hafta geçer, Temel koşarak hocanın yanına gelir ve ellerine sarılıp öperek: "Allah razı olsun hocam, senin verdiğin içki vaazı sayesinde hayatım kurtuldu.." Hoca memnun: "Aferin, içkiyi bırakmanın mükafatlarını ahirette de göreceksin oğlum." der. Temel düzeltir: "İçkiyi bırakmadım hocam, meyhane açtım!"
==============================================İş Gücü
Temel bir grup arkadaşıyla çukur açıyormuş.Bir başka grupda gelip çukurları kapıyomuş.Adamın biri çok merak etmiş ve ne yaptıklarını sormuş.
Temel:
-Bir grup daha fardu,onlarda fidan dikeydu,bucün gelmeduler,piz de pizim işler geri kalmasın diye çalişayruz...
==============================================
Ingiliz
Ingiltere ye gezmeye giden Temel taninmamak icin gördügü Türklere selam vermiyip selam da almiyormus...
Fakat Türk´ün üstelik de hemsehrisinin biri Temel deki burnu görünce
"Bu kesun lazdur" Demis ve pesine takilmis.
Yanasip sormus Temel´e;
"Kardasum sen laz musun?"
Temel den cit yok...
Adam yine sormus;
Kardasum Laz musun?"
Temel yine bakmamis adama.
Adam israrla takip edip devamli"Kardasum laz musun" Diye sorunca Temel adama dönüp söyle demis;
"Inciluzum Inciluz..."
==============================================
marangoz
bizim temel marangoz ama ne marangoz mesleğinin zirvesinde derken trabzona dünyanın en büyük sirki geliyor çadır direğini dikmek içinde usta bir marangoza ihtiyaç var arayıp soruşturuyorlar en iyi usta olarak temeli tavsiye ediyorlar temel sirke gelip ne iş yapılacağına bakıp takımlarını alıp geliyor ve direğin üstüne çıkıp başlıyor direği yere çakmaya bu sırada sirkin patronu aşağıdan temeli seyrediyor derken temel birden havada iki parande üç salto atarak yere iki ayağının üstüne ve ellerini bacağının yanlarına vurarak sağlam bir şekilde düşüyor bunu gören patron içtiği puroyu yutuyor ve koşarak temelin yanına gelip aynı hareketi yapmasını ve bunun karşılığında ise çok büyük para kazanacağını anlatıyor temel ise kesinlikle olmaz diyor patron gene aynı hareket için para ve 20 senelik ip canbazlarının bile bu hareketi yapamadığını anlatıyor adam ısrar ediyor temel kabul etmiyor adam gene ısrar temel en sonunda adamın kulağına eğilip ula hemşerim benim her sefer aynı hareketi yapmam için direğin tepesinde aletin başına mı vurmam lazım
============================================== Giyotin
devrin birinde, bir alman,bir ingiliz ve bizim temel amerikada birlikte suç işlemisler ve mahkeme idam edilmelerine karar vermiş. hakim bizimkilere üç seçenek sunmus( ilk önce almana) ;
-asılmayi,yanarak ölmeyi mi yoksa giyotini mi tercih edersin?
alman düşünmüs.yanarak ölmek acı verir, idamda can cekişirim en iyisi giyotin...
kafasini sokmuslar cellat ipi çekmis tak giyotin almanin kafasina gelince durmuş...
halktan sesler yükselmeye baslamis,
hakim;
-bu allahin sevgili kuluymus bunu serbest birakın.
serbest birakmislar almani.
sira ingilize gelmiş ingilize de ayni seçenekler sunulmus.ingilizde düşünmüş...
himm yanarak ölmek acı verir, idamda kötü, en iyisi giyotin...
kafasini sokmuslar cellat ipi çekmis giyotin inmis inmis ingilizin kafasinin üstünde durmus yine...
halktan sesler yükselmeye başlamis yine.
hakim;
-bu da allahin sevgili kuluymuş bunu da serbest birakın.
ingilizide serbest birakmişlar,sıra temele gelmiş..
hakim yine ayni soruyu sormuş.
-yanarak ölmek mi?,idam mi? giyotin mi?
temel düşünmüs ve cevap vermiş,
-yanarak ölmek aci verir,giyotininiz de bozuk zaten en iyisi asın beni..
PROFESÖR
Adamın biri balona binmiş ve uçarken yolunu kaybedip bilmediği bir yerde bir çayıra doğru sürüklenmiş. Balonun aşağıda çok yaklaştığı bir sırada aşağıda birini görmüş ve sormuş:
- Kayboldum, nerede olduğu söyleyebilir misiniz?
- Bir çayırın üzerinde uçmakta olan bir balonun içinde şu kadar yüksektesin!
Balondaki şahıs bu cevap üzerine:
- Siz profesör olmalısınız.
- Evet, nereden anladınız?
- Söylediğiniz herşey %100 doğru fakat vverdiğiniz bilgiler hiç bir işe yaramıyor.
Bunun üzerine aşağıdaki adam, yukarıya seslenir:
- Siz de işadamı olmalısınız.
- Evet, siz bunu nereden anladınız?
- Birincisi, kim olduğunuzu, nereden gelldiğinizi, nereye gitmek istediğinizi, amacınızı bilmiyorum ve tamamen kaybolmuş durumdasınız, buna rağmen size yardımcı olmamı bekliyorsunuz. İkinci olarak da, benimle karşılaşmadan önce hangi durum ve pozisyonda idiyseniz şimdi de aynı yerdesiniz buna rağmen beni suçluyorsunuz.
SARIŞIN-GARSON VE İNTEGRAL
İki erkek matemetikçi bir bara gider. Birincisi ikincisine ortalama bir kişinin matematik hakkında çok az şey bildiğini söyler.
İkincisi buna katılmaz ve bir çok insanın yeterli miktarda matematikle başa çıkabileceğini iddia eder.
Birinci matematikçi tuvalete gider. Onun yokluğunda ikinci matematikçi garson kızı çağırır.
Ona bir kaç dakika sonra arkadaşı döndügünde kendisini tekrar çağıracağını ve bir soru soracağını söyler.
Bütün yapacağı ``iks küp bölü üç' diye yanıt vermektir.
Kız tekrarlar:- `eks küp... ne?
' Matematikçi düzeltir `iks küp bölü üç'
Kız:- `Eks küp bölü üç?
-' Evet der matematikçi.
Kız tamam deyip, kendi kendine mırıldanarak uzaklaşır, -`iks küp bölü üç, iks küp...'
Birinci matematikçi döner ve ikincisi kendi görüşünün doğruluğunu kanıtlamak için iddiaya girmelerini teklif eder.
Sarışın garson kıza bir integral soracağını söyler, birincisi gülerek kabul eder.
İkinci adam garson kızı çağırır ve sorar
- `x karenin integrali nedir?'
Garson kız yanıtlar
-`x küp bölü üç',
uzaklaşırken de ekler
- `artı bir sabit sayı'!
MATEMATİKÇİNİN METRESİ
Bir doktor, bir avukat ve bir matematikçi bir metres ya da bir eş edinmenin iyi ve kötü yanlarını tartışıyorlardı. Avukat der ki:
-Kesinlikle metres daha iyidir. Eğer bir karınız varsa ve boşanmak isterse, bir sürü yasal problem çıkar.
Doktor der:
- Bir karınızın olması daha iyidir çünkü eş bir tür güven duygusu verir ve stress düzeyinizi düşürür, bu da sağlığınız için yararlıdır.'
Matematikçi der;
- İkiniz de yanılıyorsunuz. Hem metresiniz hem de karınız olmalı ki karınız metresinizle ve metresiniz karınızla olduğunuzu düşündüğünde siz rahat rahat matematik çalışıyor olabilesiniz.
KAÇ KİŞİ
Bir matematikci, bir biyolog, ve bir fizikci sokak kahvesinde oturmuslar yolun karsi tarafinda ki binaya girip cikanlari gozluyorlarmis.
Once binaya iki kisinin girdigini gormusler. Bir sure gecmis uc kisinin binadan ciktigini gormusler. Fizikci :
- ' Ölcme hassas degildi'
Biyolog :
- ' Üremislerdir'
Matematikci :
- ' Simdi iceri bir kisi daha girerse bina tam olarak bos olacaktir.'
MATEMATİKÇİ
Yeni evli bir çift balaylarında Ürgüp-Göreme bölgesinde geziye çıkmaya karar verirler. Yeraltı şehirlerini gezerlerken birden önlerine bir yol ayrımı çıkar ve duvarlarda artık çıkış yönünü gösteren okların olmadığını fark ederler. Genç adam telaş içinde bağırmaya başlar:
``YARDIM EDIN KIMSE YOK MU?'
Bir süre adamın kendi sesinin yankısından başka bir ses duymazlar. 10-15 dakika sonra duydukları değişik bir ses şöyle demektedir:
``Merhabaaa! KAYBOLDUNUZ!'
Morali daha da bozulan adam çaresizlik içinde tepinmeye başlar. Genç kadın ise gayet sakin omuz silker ve:
``bu sesin sahibi mutlaka bir matematikçidir' der.
Kadının sakinliği üzerine canı daha da sıkılan adam :
``Hadi canım sen de! Nereden çıkardın bunu?' diye sorar. Kadın:
``Üç nedenim var' der ve sayar:
``Bir, yanıtın gelmesi gereğinden uzun sürdü.
Iki, yanıtı doğru; kaybolduk.
Üç, bu yanıtın kimseye bir yararı yok!'
KONSERVE
Bilgin Çokbilgiç çılgın deneyi için biri mühendis, biri fizikçi ve biri matematikçi üç meslektaşını kaçırır. Her birini ayrı bir hücreye hapseder. Her hücrede kibrit, su ve konserve yiyecekler vardır, fakat konserve açacağı yoktur. Bir ay sonra deneyinin sonucunu öğrenmek için meslektaşlarını ziyaret ettiğinde, mühendisin hücresini boş bulur. Mühendis gizlice hücreye soktuğu ``Swiss-Army' çakısı ile konserve kutularından aliminyum kırıntıları kazımış. Daha sonra bunları kibritlerin uç kısımlarındaki ecza ile karıştırarak yaptığı patlayıcı ile hücre duvarını havaya uçurmuş ve böylece kaçmayı başarmıştır. Çokbilgiç 2. hücreye baktığında ise, fizikçiyi neşe içinde konserve bamya yerken bulur. Konservelerin belli bir açı ile duvara atıldıklarında açıldıklarını keşfeden fızıkçi hem iyi bir hentbolcu olmuş, hemde yeni bir Quantum Teorisi geliştirmiştir. Son hücreye baktığında, Çokbilgiç hücrenin bir köşesinde matematikçi dostunun cansız bedenini görür. Duvarlardan birinde ise şöyle yazmaktadır:
TEOREM:KONSERVELERİ AÇAMAZSAM ÖLECEĞİM.
İSPAT:FARZEDELİM Kİ BEN ÖLDÜM.
2 KERE 2
Dünyanın en büyük zekalarının oluşturduğu bir topluluğa şu soru sorulur:
``2*2 nedir?'
Mühendis iyice eskimiş sürgülü hesap cetvelini çıkarır, şöyle bir sallar ve sonuçta:
``3.99' diye ilan eder.
Fizikçi teknik notlarını karıştırır, problemi bilgisayarında kurar ve:
``yanıt 3.98 ile 4.02 arasındadır' der.
Matematikçi dünyadan uzak, bir süre huşu içinde düşüncelere dalar, sonra da:
``yanıtın ne olduğunu bilmiyorum ama bir yanıtın varlığını kesinlikle söyleyebilirim' der.
Filozof:
``Evet ama, 2*2 ile ne demek istiyorsunuz?'
Mantıkçı:
``Lütfen 2*2'yi daha detaylı tanımlayınız.'
Muhasebeci, bütün kapı ve pencereleri kapatıp, dikkatlice çevresini kolaçan ettikten sonra:
'SİZ yanıtın ne olmasini isterdiniz?' diye sorar.
SANDIKLARIN SAYISI
Bir matematik dersi sırasında okutman aniden duraksayıp önündeki masaya bir süre dikkatle bakar. Sonra öğrencilerine dönüp 6 küme kağıt getirdiğini sandığını fakat ne şekilde sayarsa saysın masada sadece 5 küme olduğunu söyler. Bir süre daha sessiz kalıp sonra da şu hikayeyi anlatır:
'``Gençken Polonya'da büyük matematikçi Waclaw Sierpinski ile tanışmıştım. O zamanlarda bile oldukça yaşlı ve unutkandı. Bir seferinde herhangi bir nedenle yeni bir eve taşınmaları gerekmişti. Karısı matematikçinin hafızasına fazla güvenmedıgı ıçın, bütün eşyaları ile birlikte sokağa çıktıklarında şöyle demiş:
- Şimdi ben taksi çağırmaya gideceğim, bbu arada sen de 10 sandığımızın başında bekle.Karısı gitmiş ve matematikçiyi hafifçe dalmış, kendi kendine mırıldanır halde bırakmış. Birkaç dakika sonra karısı taksiyle birlikte döndüğünde, Bay Sierpinski (belki de gözünde küçük bir pırıldamayla) demiş ki:
- On sandığımız olduğunu söylemıştın amaa ben sadece 9 tane saydım.
- Hayır, ON tane var!
- Hayır, say bak: 0,1,2,...
BEN BURALI DEĞİLİM
Adamın biri zilzurna içkiliymiş.Yolda yalpalıya yalpalıya ilerlerken birden yanından geçen adama demiş ki :
-Kardeş şu yukardaki güneş mi ay mı?
Adam demiş ki :
-Bilmiyom kardeşim ben buralı değilim.
BİZİ DE UYANDIRIRMISINIZ?
Adam otele gelip resepsiyona kaydını yaptırırken memur sordu :
-Sabah kaçta kalkmak istersiniz? Adam başını salladı :
-Hiç gereği yok. Ben her sabah saat beşte kendim uyanırım. Resepsiyon memurunun yüzü güldü :
-Aman ne iyi. Lütfen uyandığınız zaman bizi de uyandırır mısinız?
CAN SIKINTISI
Sol gözü takma olan adam otobüse binmişti.Otobüs kalabalık hava sıcaktı.Bir süre sonra sıcaktan bunalan, terleyen ve canı sıkılan adam, takma gözünü çıkardı, havaya atıp tutmaya başladı. Durumun biraz sonra farkına varan yanında oturanlar dehşetle irkildiler :
-Ne oluyor yahu!... Adam gayet sakin gözü atıp tutmaya devam ederek cevap verdi :
-Hiç, burada canım sıkıldı da ön taraflarda yer var mı diye bakıyordum!...
EVDEKİ PAZAR
Kulakları duymayan bir adam hastanede yatan bir arkadaşını ziyarete gitmek istemiş.Düşünmüş ben ne sorarım, o ne cevap verir, diye.Klasik cevaplara göre konuşmayı tasarlamış, cümlelerini zihninde hazırlamış."Nasılsınız" derim, o da "İyiyim" der.Bende,
"Oooh ne güzel" der, devam ederim.Hastaneye gidip arkadaşının başucuna varmış.
-Nasılsın, iyi misin?
-Ölüyorum.
-Oooh, ooh ne iyi.Ne ilaç veriyorlar?
-Zehir.
-O ilaç çok iyidir.Doktorun kim?
-Azrail.
-Ondan iyi doktor yoktur.
EVLENİRKEN NEREDEYDİN?
Adamın işi varmış, Ankara'ya gidiyormuş, tam uçağa binerken kulağında bir ses :
-Binme, bu uçak düşecek! Dönmüş, bakmış, kimse yok, ama içine de bir kurt düşmüş,
binmemiş. İkinci uçağı beklerken kara haber ulaşmış :
-Uçak düştü kurtulan olmadı! Koşmuş Haydarpaşa'ya, bilet almış, tam trene binecek, aynı ses
kulağında :
-Binme bu trene, raydan çıkacak! Dönmüş, bakmış yine kimse yok, trene binmemiş, gelmiş eve, sabah gazeteyi açınca tüyleri ürpermiş :
-Tren Eskişehir'de raydan çıktı şu kadar ölü, şu kadar yaralı...
Allahına şükretmiş, koşup otobüse bilet almış, tam binerken yine o ses :
-Bu otobüse binme, freni patlayacak!
Dönmüş yine kimse yok! Dayanamamış, bağırmış :
-Sen kimsin yahu?
-Ben senin iyilik meleğinim!
Adam iyice kızmış :
-Ulan evlenirken neredeydin!
TUH ALLAH CEZANI VERSİN
Adam işten eve gelir tam yatacak boşluktan bir ses :
-İşinden ayrıl, evini arabanı sat ve Lasvegasa git.
Adam umursamaz tabi.Fakat bir ay boyunca hep aynı hikaye adam eve gelir tam yatacak :
-İsinden ayrıl evini arabani sat Lasvegasa git.
Adam sonunda bunda birşey var deyip ertesi gun işinden ayrılır en kısa yoldan evi ve arabayı satıp Lasvegasa gider bir otele yerleşir.
Gece olur gene o ses :
-Paraları al ve kumar salonuna in!
Adam apar topar giyinir salona iner aynı ses :
-Rulet masasına git!
Adam gider, bir yandan da sesi beklemektedir ses gelir :
-Tüm parayı kırmızı 17 ye yatır.
Adam heyecanla yatırır tüm parayı rulet döner döner durur, bilye dönmeye devam eder ve 21 de durur ve ses devam eder :
-Tüh allah cezanı versin!...
UÇUŞ
Adamın biri varmış bu adam hep uçaktan paraşütle atlarmış bir gün rüyasında anneannesini görmüş anneannesi buna :
-Oğlum yarın paraşütle atlama paraşütün açılmayacak, demiş.
Ertesi gün tekrar atlamaya gitmiş. Herkes atlamış sıra ona gelmiş atlamamış.
Komutan :
-Niye atlamıyorsun, demiş. O da rüyasını anlatmış komutanıyla paraşütleri değişmişler o atlamış yavaş yavaş iniyormuş.Komutan atlamış paraşütü açılmamış adamın yanından hızla geçmiş.Adam :
-Komutanım nereye, demiş komutanda :
-Anneannenin yanına, demiş.
YAKTIN BENİ
Adamın birisi kendine çok güçlü bir büyü yaptırmak istemiş.Tutmuş ülkenin en ünlü büyücüsüne gidip durumunu anlatmış.Ünlü büyücü büyüyü yaptıktan sonra adama demiş ki :
-Şimdi bu büyüyü al ay ışığında havaya doğru salla, yalnız sallarken aklına sakın dişi tilkinin kuyruğunu getirme.
Adam :
-Yaktın beni büyücü, demiş.
-Şimdi artık aklımdan hiç çıkmaz ki dişi tilki kuyruğu.
İNTİHAR
Adamin biri işinden kovulunca çareyi intihar etmekte bulur. Tam intihar ederken arkadaşı görür ve koşarak yanına gider.
-Yahu o ipi ağaca asmış ne yapıyorsun öyle...
Adam :
-Hiiiç.. İntihar ediyorum.
Arkadaşı :
-Hiç beline ipi sarıpta intihar eden gördünmü sen. İntihar ediyorsan ipi boğazına sar.
-İlk önce öyle yaptim ama nefes alamadimki...
KARŞIDA KİMSE OTURMUYORDU
Seyahatten dönen adam arkadaşına yakınıyordu :
-Birader perişan oldum, felaket bir tren yolculuğu geçirdim.
Arkadaşı merakla...
-Hayrola ne oldu?
-Trende yerim tersti başım döndü, midem bulandı, yahu.
-Aman be kardeşim, insan karşısındakine rica edip yer değiştirir...
-Benim de aklıma geldi gelmesine ama karşımda kimse oturmuyordu ki!...
KÖPEĞİN ÇANAĞI
Adamın biri yabancı bir şehirde, bir evin kapısını çalarak şu ricada
bulunur :
-Pek susadım, buralarda su bulamadım, lütfen bana bir bardak su verir misiniz?
Kapıyı açan çocuk, adamın yüzüne bakarak, kısa bir tereddütten sonra :
-İstersen ayran getireyim, der.
Adam bu teklifi teşekkürle kabul ettikten az sonra, çocuk bir çanak ayran getirir.
Adam ayranı içtikten sonra çocuk :
-İstersen daha getireyim, der.
-Zahmet olur yavrum.
-Hayır, zaten bu ayranın içine fare düştüğü için nasıl olsa dökecektik!
Bunun üzerine, adam iğrenerek, elindeki ayran çanağını hiddetle yere atıp parçalayınca, çocuk feryadı koparır :
-Anne, kapıdaki adam köpeğin çanağını kırdı!
Temel ve Kraliçe Elizabeth
Temel Istanbul a gelmis, yürüyormus.Bu arada 5 dakikada bir top atislari duyul-
maktaymis. Merak edip sormus. "Hemserim bu top atislari neyin nesi?" diye.
Kraliçe Elizabeth in gelmesi sebebiyle top atisi yapildigi anlatilmis.
Aradan yarim saatgeçmis ve top atislari halen sürmekteymis. Temel yine
sormus bir baskasina "Bu top atislari neden?" diye. Ayni cevabi alinca
söylenmis: "Ulan, yarim saattir bir kariyi vuramadilar, be!"
2 - Temel ve Sevgilileri
Temel in 3 tane sevgilisi vardir.Biri ögretmen, biri doktor, biri de santralcidir.
Fakat ögretmenle evlenmeye karar verir. Bunu bilen arkadasi sorar "Niye
ögretmen de digerleri degil?" diye. Temel de ona döner:
-Ula der, bilmez misin doktorlar "bugün git yarin gel" der, santralci de "su an
mesgul daha sonra tekrar deneyin" der. Ama ögretmen ne der? Hadi bir daha
tekrarliyalim...
3 - Parasitçü Temel
Temel Nato da havaci olarak askerligini yapiyormus. Komutan askerlere
parasütle nasil atlanacagini ögretmis.
- "Uçaktan atlayinca birinci ipi çekeceksiniz. Parasüt açilmaz ise ikinci ipi
çekeceksiniz. Yine açilmadi, o zaman Meryem Ana ya dua edeceksiniz."
Temel uçaktan atlar. Birinci ipi çeker parasüt açilmaz, ikinci ipi
çeker yine açilmaz. O sırada yere yavas yavas süzülen komutaninin
yanindan geçerken sorar:
- "Komutanim, komutanim.. O karinin adi neydi ?"
4 - Banka Soygunu
Temel ile Dursun Amerika da yasarlarken paralari bitmis ve bir banka soymayi
kafalarina koymuslar. Gece yarisi olmus, Dursun ve Temel kapilari açip içeride
kasalari aramaya koyulmuslar. Temel bir kasa görmüş, açmislar ve içinden bir
kase muhallebi çikmis. E bu kadar ugrastik bosa gitmesin demisler ve bunu
Temel afiyetle yemis. Daha sonra bir kasa daha görmüsler ve onu da açmislar
bir kase muhallebi daha. Bunu da Dursun yemis. Tabii ikisi de sasirmis koca
bankada nasil para olmaz diye ve orayi terk etmisler.
Ertesi gün gazetelerde manset : "Dünyanin en büyük Sperm Bankasi soyuldu!..
5 - Pilot Temel
Pilot Temel telsize var gücüyle bagiriyordu :
- "Ula, sag motor bozuldu. Düseyrum, düseyrum. Meydey düseyrum. Kule düseyrum."
Kule hemen cevapladi :
- "Mesaj anlasildi. Yerinizi bildirin, yerinizi bildirin."
Temel gayet ciddi :
-"Pilot kabini, öndeki sol koltuk, pilot kabini, öndeki sol koltuk."
6 - Temel Usülü Intihar
Dursun birgün ormanda gidiyormus. Temeli bir agaca belinden bagli sekilde
bulmus. "Napiyosun Temel" demis Dursun; Temel de "Intihar ediyorum" demis.
Dursun "Benim bildigim öyle intihar edilmez; o ipi beline diil boynuna
bagliyacaksin" demis. Temel de: onu da denedim; az daha boguluyodum...
7 - Babanin Sonu
- Babam öldü, demis Temel.
ilyas sormus:
- Neden öldü?
- Apartmanin sekizinci katinin balkonundan düstü.
- Eyvah parçalandi mi?
- Yok, giristeki bakkalin tentesine düsünce oradan havalanip karsi
apartmana yöneldi.
- Apartmana mi çarpti, nasil oldu?
- Yok, karsi apartmanin balkonunda çamasirlar asili idi.Çamasir ipine
vurup fabrikanin bahçesine düstü.
- Orada mi öldü?
- Yok, fabrika çelik yay fabrikasi, bahçedeki yaylarin üzerine düsüp
havalandi yeniden...
- Peki sonra?
- Sonrasi ne? Baktik ki yere inmiyor, biz de vurduk onu
8 - Temel, Karisi ve Karisinin Asigi
Temel, bir haftaligina gittigi memleketten, haber vermeden erken dönünce
karisini evde baska bir erkekle yatakta bulur. Derhal belinde tasidigi
tabancasina davranan Temel, yatakta yakaladigi adami alninin ortasindan
vurur. Tabancayi tam kendi kafasina dogrultmusken, karisi haykirarak
üzerine atlar:
- Dur Temel im, kiyma kendine!..
Temel, sinirden titreyerek haykirir:
- Sus kaltak, sira sana da gelecek!..
9 - Temel in Arabasi
Temel Dursun a arabasinin öyküsünü anlatiyordu :
Bir gün otostop yapiyordum ki önümde, bu arabayla, mini etekli
güzel bir bayan durdu ve beni arabasina aldi. Bir süre gittikten
sonra kadin arabayi kuytu bir köseye çekti. Mini etegini iyice
yukari çekip, dudaklarini islatti ve "Benden ne istersen
alabilirsin" dedi, ben de arabasini aldim.
Dursun : iyi etmissin Temel, zaten mini etek sana hiç yakismazdi.
10 - Evde Kimse Olmayacak
Temel Fadimeye demis ki; "Fadime, bu aksam bize gel. Evde kimse olmayacak."
Fadime aksam gelmis kapiyi çalmis çalmis kimse açmamis...
11 - 2 Katli Otobüs
Bir gün Temel le Dursun 2 katli otobüsle yolculuk ediyomus. Temel
cep telefonunu çikartip alt kattaki Dursun u aramis.
- Orada havalar nasil Dursun kardesim?
- Bizim söför uyumus otobüs kendi kendine gidiyo valla Temel cigim...
- O dabirsey mi Dursun? Bizim katta söför bile yok. Otobüs kendi
kendine gidiyo...
12 - AIDS
Temel birgün ölümcül hastaliga yakalanir. Dursun da yaninda refakatçi olarak
kalmaktadir. Temel gelen herkese ben AIDS im der. Dursun artık dayanamaz ve
sonunda sorar :
- Temel sen AIDS felan degilsin neden herkese yalan söylüyorsun?
Temelde:
-Haçen öylede ölücem böylede. En azinda kariyi saglama alalim bari...
13 - Tatbikat
Temel ile Dursun bir gün parasüt tatbikatina katilmislar. Diger paraşütçüler
gibi onlarinda uçaktan atlama siralari gelmis ve kendilerini bosluga
salıvermisler. Temel in paraşütü açilmis ancak Dursun un ki açilmamis.
Dursun Temel e :
- Ula Temel bu meret açılmayi da!..
Temel :
- Ula Tursin yardimci parasüti aç usagum!..
Dursun yardimci parasütü açmaya çalismis fakat o da açılmamis ve
Dursun Temel e :
- Ula Temel bu merette açilmayi.
Temel :
- Bos ver usagum nasul olsa tatbikattayiz...
14 - Sinek Bar
Temel Istanbul a ilk kez gelmis ve Bebek koyunda methedilen sinek bari arayip
durmus. En sonunda sinek bari bulmus ve içeri girmis. Içkisini içerken kendi
kendine düsünmüs "Ya bu sinekli barin ne özelligi var herkes methetti hiç bir
özelligi yok". Ihtiyaçtan tuvalete gittiginde bir de ne görsün pisuvar
altindanmis ve piril piril parliyormus; "Demek buranin özelligi buymus..." demis.
Geri dönüp içkisini içmis. Ertesi aksam yine gelmis. Içkisini bitirince tuvalete
gitmis ki altin pisuvar orada yokmus. Kizgin bir sekilde geri dönmüs. Barmene
çatmis : "Hani buranin altin pisuvari kardesim bir özelliginiz vardi o da yok
simdi". Barmen kenarda duran iri yari adama seslenmis : "Sadullah abi gel dün
aksam senin saksafona iseyen adami buldum".
15 - 100 Hamsi
Dursun Temel e sormus :
- Usagim oruçlu oruçlu kaç hamsi yiyebilursun?
Temel : 100 tane yerim valla...
Dursun : Hadi oradan yesen yesen 1 tane yersin geriye kalan 99 hamsiyi
oruçsuz yersin...
Bu espri Temel in acaip hosuna gitmis.Yolda Cemal i görmüs ve hemen sormus
- Usagim oruçlu oruçlu kaç hamsi yiyebilursun?
Cemal : 50 tane yerim ben...
Temel : Tüh be usagim 100 deseydun sana müthis bir espiri yapacaktum...
16 - Arkadaslarimi Geri Getir
Bir Fransiz bir Ingiliz ve bir de Temel bir gemi kazasindan sonra issiz bir adaya
çikarlar. Ingiliz kumsalda bir lamba bulur. Fransiz bunun Aladdin in sihirli
lambasi olabilecegini söyler ve lambayi ovusturur. Gerçektende lambadan bir
cin çikar ve konusmaya baslar :
- Dileyin benden ne dilerseniz...
Ingiliz : Ben ailemin yanina Ingiltereye gitmek istiyorum...
der. Cin hemen istegini yerine getirir.
Sira Fransiza gelir. O da ailesinin yanina Fransaya gitmek ister. Onun istegi de
yerine gelir.
Sira Temeldedir. Temel biraz düsünür. Cin çabuk olmasini söyler. Temel etrafina
bakar ve cine dilegini söyler :
- Arkadaslarim da gitti ben bu issiz adada yalniz kaldim onun için arkadaslarimi
hemen geri getirmeni istiyorum" der...
17 - Boynuzlu Köpek
Temel birgün keçinin boynuna tasma takmis gezdiriyormus. Arkadasi Dursun
yolda onu görüp :
- Ula Temel Napiysin ?...
- Ula cörmiymisin Çöpegimi cezdurayrum Dursun kardesim...
- Ula Temel bunun boynuzlari var....
- Valla ben onin özel hayatina karismayrum...
18 - Gözlük
Temel uzak doguya gider. 250$ verip bakinca insanlari çiplak gösteren
gözlüklerden alir. Takar bakar çiplak, çikarir bakar giyinik. Çok hosuna gider.
Ikide bir takip, çikarir.
Eve gözünde gözlük gider, bakar Fadime ve sütçü çiplak. Gözlügüçikarir bakar
çiplak. Takar bakar yine çiplak. Müthis cani sikilir ve Fadimeye der ki :
- Ula Fadime 250$ verdim gözlük aldim ama hemen bozuldu!..
19 - Hatirla
Temel savasta yaninda 10 arkadasiyla birlikte düsmana esir düsmüs. Ilk gün
iskence sonunda ekipten 5 tanesi bülbül gibi konusmus. Ikinci gün 3 kisi daha
dayanamamis itiraf etmis. Üçüncü gün sonunda bir tek Temel kalmis. Dördüncü
gün iskencenin dozu artmis Temel den çit yok. Besinci gün iskence iyice
agarlasmis ama Temel yine ayni. Iki hafta sonra Temel i kaldigi hücrede
izlemeye karar vermisler. Bizim Temel hem kafayi duvara vurmakta hem de
söylenmekteymis :
-Hatirla...Hatirla... Hatirlaaaa...
20 - I am Sorry
Temel bara gitmis. Geçmis bir kenara oturmus, biraz sonra bara bir adam girmis
ve siska uzun boylu bir adamin kafasinin üzerine sise koymus, çekmis silahi
ates etmis sise paramparça... Ates eden adam elini kaldirmis;
- I am Pekosbill...
demis ve çikip gitmis. Daha sonra bara bir baska adam girmis ve yine o siska
adamin kafasinin üzerine konserve kutusu koymus, çekmis silahi ates etmis
kutu paramparça... Ates eden adam elini kaldirmis;
- I am Redkit...
demis ve bardan çikip gitmis...
Temel bunlari seyrettikten sonra dayanamamis, eline bir elma almis ve o siska
adamin kafasinin üzerine elmayi yerlestirmis, çekmis silahi ates etmis ve adami
tam anlinin ortasindan vurmus... Elini kaldirip;
- I am sorry...
demis ve çikip gitmis...
21 - Internetin Temelcesi
Temel, bilisim sektöründe çalisan bir firmaya is basvurusu yapmis. Firma
yetkilileri önce bir bilgi testinden geçmesi gerektigi söylemisler ve ilk soruyu
sormuslar :
-Internet ne demektir ?
Temel düsünmüs, tasinmis ve :
- Ise ciremedum temektur...
22 - Kamyon Söförü Temel
Temel kamyon söförüymüs. Bir gün kamyonu ile yokus asagi inerken freninin
patladigini farketmis. Ileriye dogru baktiginda da yolun ikiye ayrildigini görmüs.
Bir tarafta pazar kuruluymus ve yüzlerce insanin alisveris yapiyormus. Diger
tarafta ise küçük bir çocuk yolun ortasinda oyun oynamaktaymis. Temel çok
hizli bir sekilde düsünerek "pazar yerune çirersem pi sürü insan ölür en eyisu
çocigu ezeyum" demis.
Ertesi gün gazetelerde söyle bir baslik; "pazara giren kamyon dehset saçti.
150 ölü"
Temel e sormuslar :
- Sende hiç kafa yokmu? Bu kadar insani ezecegine bari çocugu ezseydin.
Temel cevap vermis :
- Ula siz benu salak mi sandunuz? Bunu bende düsündüm... Tabii ki çocugu
ezecektim ama cocuk pazara dogri kosunca ben ne yapayim?
23 - Mercedes-Benz
Temel Istanbul da bir is yeri açar ve isler tikirinda gidince altina hemen
Mercedes marka bir araba çeker. O günlerde Trabzon dan annesi arar ve :
- Temel oglum, baban öldi. Hemen cel.
Temel arabaya atlar ve hemen yola koyulur. 6 saatte trabzona varir.
Neyse, babasinin cenazesini kaldirirlar, aksam annesinden izin ister ve isleri
yüzünden hemen Istanbul a dönmesi gerektigini söyler. Annesi onayladiktan
sonra Istanbul a telefon açip yaninda çalisanlara :
- Usaklarim, benceliyoryum beni karsulayun.
Usaklar bekler Temel gelmez. 1 gün geçer, Temel yok. 2 gün geçer Temel,
yok. 3 gün geçer Temel yok. 4 gün sonunda Temel gelir. Hemen sorarlar
- Patron 6 saatte gittin, 4 günde döndün. Çok merak ettik seni.
Temel bunun üzerine usaklaruna döner ve der ki :
- Ula usaklarum bu Almanlari anlamiyorum... Arabaya 5 tane ileri fites
koymuslar, sanki isin geri dönüsü yok gibi geri fitesten sadece 1 tanecik
koymuslar. O sebepten geç celdum.
24 - Palavraci Komutan
Temel ve Dursun parasüt egitimlerini tamamladiktan sonra ilk atlayislari için
havalanirlar. Makul seviyeye geldiklerinde komutanlari son kontrolleri yapip;
-Atladiktan bi süre sonra parasütün sag tarafindaki ipi çekin parasütleriniz
açilacaktir... Sayet açilmazsa hiç telasa kapilmayin, sol tarafta yedek
parasütün ipi var onu çekin sorun kalmaz... Indiginizde sizi bir jip bekliyor
olacak sizi karargaha geri götürecek.
Askerler korkarak da olsa atlamislar. Heyecanla sag taraftaki iplerine
asilmislar... Tik yok. Tas gibi düsüyorlar. Hemen sol taraftaki iplere asilmislar
ama parasütler yine açilmamis... Temel bunun üzerine bagarmaya baslamis :
- Ula bu komutanun hiçbir dedugu çikmiyor... Hele bir de asagida jip yoksa o
zaman anasini belleyecegum!..
25 - Sokaktan mi Topluyorum?
Temel sevgilisiyle gidiyormus. Sevgilisi bir magazada gördügü kürkü istemis.
Temel hemen vitrin camina bir tugla atip içinden kürku alip sevgilisine
vermis. Daha sonra sevgilisi otomobil galerisinde bir de araba görmüs ve bu
sefer de onu istemis. Temel de bunun üzerine
-Ben bu tuglalari sokaktan mi topluyorum?
demis...
26 - Sünnet
Temelin çocugu 20 yasina basmis ama hala sünnet olmamis. Komsulari Temel e
sormus :
- Temel hayirdir... Çocugun 20 yasina basti neden halan sunet etirmedin...
Temel de : Banene yahu... Evlenince karusu istedigi kadar kestursun...
27 - Sinema Bileti
Temel, oglu Hasan i ödüllendirmek için para vermis ve sinemaya göndermis.
Hasan giseden biletini almis ve salona girmis ancak biraz sonra aglayarak disari
çikmis. Gisedeki kiz Hasan in yanina gidip ne oldugunu sorunca Hasan da :
-Kapitaki amica piletumi yirttu...
28 - Prezarvatif
Telefonda Temel çok endiseli ve telaslidir :
- Aman Doktor bey, çocuk bizim prezarvatifi yutti, yetis!..
Doktor aceleyle hazirlanir, çikmak üzereyken telefon yine çalar. Yine Temel,
ama bu kez gayet neseli ve rahatlamis bir sesle :
- Doktor Bey, celmene hacet kalmadi, pi prezarvatif taha bulduk!..
29 - Sinek Bar
Temel Istanbul a ilk kez gelmis ve Bebek koyunda methedilen sinek bari arayip
durmus. En sonunda sinek bari bulmus ve içeri girmis. Içkisini içerken kendi
kendine düsünmüs "Ya bu sinekli barin ne özelligi var herkes methetti hiç bir
özelligi yok". Ihtiyaçtan tuvalete gittiginde bir de ne görsün pisuvar
altindanmis ve piril piril parliyormus; "Demek buranin özelligi buymus..." demis.
Geri dönüp içkisini içmis. Ertesi aksam yine gelmis. Içkisini bitirince tuvalete
gitmis ki altin pisuvar orada yokmus. Kizgin bir sekilde geri dönmüs. Barmene
çatmis : "Hani buranin altin pisuvari kardesim bir özelliginiz vardi o da yok
simdi". Barmen kenarda duran iri yari adama seslenmis : "Sadullah abi gel dün
aksam senin saksafona iseyen adami buldum".
30 - Aksam Serinligi
Rus kozmonotu Yuri Gagarin in aya ayak basmasindan sonra yapilan tartismaya
katilan Temel, olaylara küçümser bir havada yaklasmakta ve bu arkadaslarinin
da garibine gitmektedir. Bir ara Temel konusmaya baslar :
- "O da pisey midur, piz yakunda günese gideceguz..."
Sohbete katilanlarin gözleri faltasi gibi açilir ve içlerinden biri :
- "Oraya gidemezsiniz iste!" der, "Çünkü orasi çok sicaktir."
Temel, hiç lafin altinda kalir mi?
- "Piz de gündüz gitmeyeceguz ya, aksam serunlugunda gideceguz..."
31 - Çekirge
Temel Üniversite de profesörmüs ve çekirgeler konusunda bir arastirma
yapiyormus. Prof. Temel in arastirma notlari :
1.gün
- Çekirgenin 1 ayagini kopardigimizda, zipla deyince zipliyor.
2.gün
- Çekirgenin 2 ayagini kopardigimizdazipla deyince zipliyor.
3.gün
- Çekirgenin 3 ayagini kopardigimizda zipla deyince zipliyor.
4.gün
- Çekirgenin 4. ve sonuncu ayagini kopardigimizda kulaklari duymuyor..
32 - Alkis
Bir uçak düsmek üzereymis. Bu yüzden uçagin tabani da dahil olmak üzere her
seyi atmislar. Yalnizca uçagin tavanina tutunan yolcular ve pilot kalmis. Pilot:
"Uçak hala düsüyor, bir yolcunun atlamasi gerekli" demis. Temel: "Ben atlarim
ama sevgili kaptan pilotumuz hariç hepinizden kuvvetli bir alkis bekliyorum..."
deyince bütün yolcular Temel`i alkislamis ve asagi düsmüs.
Sadece Temel ve pilot kurtulmus...
33 - Ben de Oynarim
Temel bir arkadasinin daveti üzerine Izmir e gitmis. Orada arkadasiyla
dolasirken, birde bakmislar ki, birkaç efe zeybek oynuyor. Kendilerine özgu agir
hareketlerle kol vurup diz buken efeleri seyrederlerken, arkadasi Temel e dönüp
sormus :
- Ne güzel oynuyorlar degil mi ?
Temel dudak bükmüs;
- O kadar düsündükten sonra ben de oynarim...
34 - Bu Dolar Sahte
Marketin birine bir turist gelmis, bir seyler almis, kasada ödeme yaparken,
kasiyere cebinden 100$ çikartip vermis. Kasiyer paranin sahte olmasindan
süphelenerek paranin orasina burasina bakmaya baslamis ama bir türlü emin
olamamis. Bakmisböyle olmayacak parayi sirada bekleyen Temel e uzatmis.
"Bir de siz bakar misiniz? Ben anlayamadim..." demis. Temel paranin bir altina
bir üstüne bakmis sonra tezgahin üzerine atmis ve "Bu para sahte" demis.
Herkes sasirmis ve nasil anladinbu kadar çabuk demisler.
Temel de, Çok kolay, bunun üstünde Atatürk resmi yok. demis...
35 - Iki Bardakli Temel
Temel her gece yatarken basucuna 2 tane bardak koyuyormus. Biri su dolu
digeri bos...
1 gece 2 gece derken Temel in oda arkadasi Dursun dayanamayip sormus :
- Ula Temel ne edisin sen her gece her gece bu pardaklarla?..
Temel cevap vermis :
- Aksamlari uyandigimda bazen canim su içmek istii bazen de istemii...
36 - Kasla Göz Arasi
Temel in taksisine Texasli bir adam binmis. Istanbul da dolasirken Akmerkez i
göstererek "Büyük bina, bizim orda bunu 2 günde yaparlar", Galata Kulesi ni
göstererek bizim orda bunu 1,5 günde yaparlar" diye atip tutuyormus.
Sonunda Temel incanina tak etmis ve Süleymaniye Camisini göstererek,
"Allah allah..." demis. Texasli ne oldu diye sorunca, Temel, "Az önce geçtik
ama burada böyle bir cami yoktu... Yine kasla göz arasinda yapmis bizimkiler"
demis...
37 - Otelci Temel
Otelci Temel in kapisini bir gece bir ispanyol asilzedesi çalmis.
- Odaniz var mi?
- Kimsunuz?
- Jose de Santana de Monte Cristo de Santa Cruzo.
- Haa, pu katar usagu alacak yerum yok!..
38 - Sampuan
Temel dus almaya girer, sampuani saçlarina bosaltip ovalamaya baslar.
Sirtini keselemeye gelen annesi sorar :
- Oglum kafani islatmiyacak misin ?..
Temel cevap verir :
- Yok anne bu sampuan kuru saçlar icinmis !..
39 - Reflex
Temel Istanbul da gezerken tam önünde bir genç kiz bisikletten düser.
Bacaklari havaya kalkar, etegi açilir. Temel bu sahneyi büyük bir zevkle
seyrederken genç kiz hemen toparlanir, kalkar ve durumu idare etmek için
sorar:
- Refleksimigördünüz degil mi?
- Uy Istanpul da öyle mi diyorsunuz ona?..
40 - Dogan in Yengesi
Temel ormanda agaç kesiyormus, o sirada çevreciler de ormanda yürüyüse
çikmislar, Temeli bu vaziyette görünce bir güzel pataklamislar...
Temel üstu basi perisan halde köye dönerken Dursun a raslamis, Dursun;
-Ula Temel bu ne hal böyle? diyesormus,
Temel de anlatmis;
- Ormanda agaç keseydum, birden kalabaluk pir grup Dogan in yengesini
bozmisum diye dövdü peni, halbuki ne Dogan i taniyruuum, ne de yengesuni..
Yaşli bir amca eseginin üzerinde karayolunda seyretmektedir.Bunu gören trafik polisleri amcaya takilmak isterler ve onu durdururlar.
Polis: Be amca, necin dakman golani?(Golan: Emniyet kemeri)
Amca: Dakmam be iste!
Polis: E bak gördün mü, simdi ceza keseceyik.
Amca: Kes bakalim ne keseceysan da gidecem; acele isim var.
Polis: Peki amca, cezayi sana yazalim yogsam esege?..
Amca: ???
Polis: Yani cezayi sana yazarsak 5 milyon ödeycen, esege yazarsak 3 milyon ödeycen.
Amca: Bana kes o zaman.
Polis: Be amca, anlaman?.. Cezayi sana yazarsak 5 milyon ödeycen, esege yazarsak 3 milyon...
Amca: Ey tamam iste; kes bana.
Polis: Be amca necin fazla para ödemek isten?
Amca:
-"Be oglum,lazim eşegin sicili temiz olsun; polis yazdiracam gendini."
===============================================
Damada telgraf çekerler:
''Kaynanan öldü,yaktıralım mı,yoksa gömdürelim mi?
Telgrafa hemen yanıt gelir:
''Hem yaktırın,hem gömdürün ki, kati olsun!...
===============================================
Zavallı Kedi
Adamın biri evden çıkmış giderken yolda bir çocuğun bir kedi yıkadığını görmüş.Adam "Oğlum sen ne yapıyorsun? Yapma kedi ölür." demiş. Çocuk adamı hiç dinlemeden yıkamaya devam etmiş.Adam dönüşte bakmış ki kedi ölmüş.Bunun üzerine çocuğa kızarak "Ben sana demedim mi yıkama kediyi, ölür diye". Çocuk "Sen ne diyorsun amca kediyi yıkarken değil sıkarken öldü.".
===============================================
İYİLİK MELEĞİ
Adamin isi varmis, Ankara`ya gidiyormus, tam uçaga binerken kulaginda bir ses :
-Binme, bu uçak düsecek!
Dönmüs, bakmis, kimse yok, ama içine de bir kurt düsmüs, binmemis.
Ikinci uçagi beklerken kara haber ulasmis :
-Uçak düstü kurtulan olmadi!
Kosmus Haydarpasa`ya, bilet almis, tam trene binecek, ayni ses kulaginda :
-Binme bu trene, raydan çikacak!
Dönmüs, bakmis yine kimse yok, trene binmemis, gelmis eve, sabah gazeteyi açinca tüyleri
ürpermis :
-Tren Eskisehir`de raydan çikti su kadar ölü, su kadar yarali...
Allahina sükretmis, kosup otobüse bilet almis, tam binerken yine o ses :
-Bu otobüse binme, freni patlayacak!
Dönmüs yine kimse yok! Dayanamamis, bagirmis :
-Sen kimsin yahu?
-Ben senin iyilik meleginim!
Adam iyice kizmis:
-Ulan evlenirken neredeydin!
YAVAŞLA
Temel Sehir disinda bir yolda hizla araba kullaniyormus.Bakmis bir tabela " YAVASLA 80 km".
Temel hizini 80`e indirmis.
Birazdan baska bir tabela "YAVASLA 60 " Temel hizini 60` a indirmis.Merakla giderkenyeniden
bir tabela " YAVAŞLA 40 ". Temel 40 km`ye inmis bir yandan da acaba yolda calisma mi var?
diye dusunuyormus. Epey gittikten sonra bakmis yine bir tabela " YAVAŞLA 15 ". Temel hizini
15 km`ye indirmis yolun en sagindan tingir mingir gitmeye baslamis ama meraktan da
catlayacak. Uflaya puflaya bir saat daha gittikten sonra yeni bir tabela gormus:
" YAVAŞLA YA HOS GELDINIZ, NUFUS:2500 "
===============================================
Temel'i tarih dersinde pineklerken gören hocası;biraz da kızgınlıkla sorar:
''Kraliçe Elizabeth tahta çıkınca ne yaptı?''
''Oturdu hocam.''
===============================================
Lamba Cini
Kadının biri temizlik yaparken bir lamba bulmus. Bunun tozunu alirken içinden bir
Cin çıkmış ve "Dile benden ne dilersen..." demis. "Ama sakin unutma, benden
sadece üç dilek dileme hakkın var ve de her isteginin iki katini kocana verecegim"
demiş. Kadinda "Tamam" demiş. Ve ilk dilegi "Beni dünyanin en güzel kadını yap"
olmus. Cin, "Bak ama kocan iki kat daha yakisikli olacak" demis. Kadin "Sorun degil."
demis. Ikinci dileğini, dünyanin en zengin kadini olmak olmus. Cin kadini yine
uyarmis... "Bak kocan senin iki katın kadar zengin olacak" demiş... Kadin yine
"Sorun değil." demiş... Sıra üçüncü ve sonuncu dileğe gelmiş ve kadin gülerek;
"Şimdi de beni öldurmeyecek hafiflikte bir kalp krizi geçirmemi sağla..." demiş.
===============================================
Günlük notları Yalnız başına Akdeniz gezisine çıkan genç kız,gemideki olayları günü gününe defterine yazıyordu.
13 Mayıs:Bu gün yolculuk başladı,havalar çok güzel.
14 Mayıs:Süvari çok yakışıklı bir genç,zannederim o da beni beğeniyor.
17 Mayıs: En sonunda onunla tanıştım,birlikte yemek yedik.
19 Mayıs:Eğer kamarasına gitmezsem gemiyi batıracağını söylüyor ne yapsam acaba.
21 Mayıs:1200 Kişinin hayatını kurtardım...
===============================================
14.Lui
Ali,yaz tatilinde ailesi ile Paris'e gitmişti.Bir müzeyi gezerken yoruldu,oradaki koltuklardan birine oturuverdi.Biraz sonra müze memuru
Ali'ye yaklaştı:
____Küçük,buraya oturulmaz,bu 14.Lui'nin koltuğudur,dedi.
Ali hiç istifini bozmadan:
___Zarar yok amca, o gelince ben hemen kalkarım
==============================================
Benzin fiatları
Mişon be,ne olacak bu bahalilik?
Ne var? Hangi bahalilikten bahsediyorson?
Benzin fiatleri fena fırladi.
Otomobilin mi var?
Ne otomobili sen da,yeni benzinli bir çakmak aldim da......
===============================================
Züğürtlük İşareti
Mithat Cemal,giyim kuşam meraklısı bir ahbabının elbisesini beğendi:
Kime diktirdin?
''İzzete...
''Kaça?...
Gerilerek cevap verdi:
''Yedi yüze....''
''Çok pahalı....
===============================================
Üç Kabadayı
Bir karadenizli gururlana,gururlana,böbürlene böbürlene karşısındakine anlatıyordu:
Pizum memlecette üç kabadayı vardır.
Kimdir bunlar?
Biri emicamın oğli,biri tayimin oğli,diğerini demem.
Karşısındaki gülümseyerek ilave etmiş:
Diğeri de sakın sen olmayasın?
Uy cözini sevdiğum...nasida pildun,yoksa cözlerimden mi tanidun?
===============================================
Anne ve oğul
Genç bir çocuk heyecanla annesine gelir ve aşık olduğunu, evlenmek istediğini ve annesini tanıştırmak istediğini söyler. Ama sadece eğlence olsun diye eve 3 kız getireceğini ve annesinin evlenecegi kızı tahmin etmesini ister. Ertesi gün 3 güzel kızla eve gelir. Otururlar bir süre sohpet ederler. Bir süre sonra çocuk heycanla annesine sorar tahmin ettin mi diye. Anne duraksamadan cevap verir: "Ortadaki kızıl saçlı" Oğlan hayretle annesine sorar: "Inanilmaz, nasıl bildin?" Anne cevap verir:"Ondan hoşlanmadım."
===============================================
Balıkçı Temel
Temel ile Dursun balık avlamaya çıkmışlar. Birinci gün hiç balık yakalayamamışlar, ikinci gün de hiç balık yakalayamamışlar, üçüncü gün bir kova balık yakalamışlar.Bunun üzerine Temel Dursun'a "Dursun bu yeri iyi belle, yarın da buraya geliriz."der. Kıyıya vardıkları zaman Temel Dursun'a sormuş: -Dursun yeri iyi belledin mi? -Evet -Ne yaptın? -Kayığın ucuna çarpı koydum. -Ulan salak yarın bu kayığı kiralayacağımızı nereden biliyorsun.
===============================================
UÇAK DÜŞÜYOR
Temel ile Dursun bir gün uçakla İstanbul'a gidiyorlarmış.
Derken birden uçak düşmeye başladı. Millette bir telaş bir telaş. Dursun da ayni şekilde telaştan ne yapacağını şaşırmış bir vaziyette Temel e bakmış, Temel de çıt yok, keyfi yerinde.
"Ula Temel uçak düşüy, anlamadun mu",
Temel yine istifini hiç bozmadan Dursun a şöyle demiş "
Amaaan düşerse düşsün bana ne, Babamın mali diil ya".
Hepsi Bir Arada
Politikacıların toplandığı bir uçakta,uçus esnasında Azrail gelir kaptan pilota der ki ; "Hadi vakit tamam gidiyoruz." Kaptan cevaplar ; "Aman. Olay benim için tamam da, arkada 287 kisi var.İzin ver, bu işi inişten sonra halledelim." Azrail cevaplar ; "Sen neden bahsediyorsun! Ben onların hepsini araya toplayana kadar senelerimi harcadım."
===============================================
Hemşeri
Bir inşaata amele alınacaktır. Alınacak elemanları kalfa Cemal'in seçmesi istenir. Adaylar kalabalıktır. Bu durumda Cemal sınav yapmaya karar verir. -Pize 1 kişi lazımdur. Pu nedenle sizu imtihan edeceğum. Bir ara gözü Temel'e ilişir. Burnundan tanımıştır. Hemşehrisini işe almak ister. Önce Temel'i sınava alır ve sorar. -Hemşerum söyle baa bakalum.. Sana 3 kuzu verdum, sonra 2 kuzu daha verdum kaç kuzu oldi? -6 tane oldi. Cemal biraz bozulur ama çaktırmaz. -Tabi bu soru biraz zor oldu piraz taha kolayini sorayum. -Sana 2 kuzu verdum, sonra 1 tane taha verdum kaç kuzi oldi ? -Tört kuzi oldi. Cemal sinirlenir, Ama hemsehrisinide işe almak ister. -Peçi 1 kuzi verdim, sonra bir kuzi taha verdum kaç etti ? -Üç etti. Bunun üzerine Cemal iki tokat çakar ve tekrar sorar. -Pir kuzi verdum, kaç kuzin oldi? -İçi tane. Cemal iyice sinirlenir ve Temeli iyice döver. -Ulan hemşeru teyup işe almak istedum, sende tam salakmişsun. Ula sağa pir kuzi vermişsem pir kuzin olur anladun mi? -Olir mi, der Temel. -Penum evde bir kuzi de kendumin var.
===============================================
Cimri
Şehrin hayırsever vakıflarından birindeki çalışanlar şehrin en başarılı avukatından henüz herhangi bir bağış almamış olduklarını fark ettiler. Bagış toplama görevindeki kişi avukatı bagışta bulunması için ikna etmeye çalışıyordu: "-Araştırmalarımıza göre yıllık geliriniz en az 500 000 dolar, ancak bu güne kadar hiç bir hayır işine bir kurus bağışta bulunmamışsınız. O paranın bir kısmını bir şekilde topluma iade etmek istemez miydiniz?" Avukat bir süre düşündü, sonra: "-Önce, arastımalarınız annemin uzun bir hastalıktan sonra ölmek üzere olduğunu ve hastane masraflarının onun yıllık gelirinin bir kaç kat üstünde olduğunu da gösterdi mi?" Görevli utandı: "-Sey, hayır." "-Sonra, kardeşimin malul bir gazi, kör ve tekerlekli iskemleye mahkum oldugunu?" Görevli utancından kıpkırmızı kesilmiş bir halde özür dilemeye çalışırken avukat onun sözünü kesti: "-Ya da kızkardeşimin kocasının bir trafik kazasinda öldüğünü ve onu üç çocuğuyla beş parasız bıraktığını?" Görevli yerin dibine geçmisti, sadece, "-Hayır, hiç bir bilgim yoktu ..." diye mırıldanabildi. Avukat bir kez daha onun sözünü keserek devam etti: "-Pekala, ben onlara zerre miktar para vermezken size niçin vereyim.
===============================================
Çekirge
Amerikalı bir turist bulduğu rehberiyle beraber Avustralya'yı gezmektedir. Rehber ve Amerikalı büyük bir çiftliğe gelirler. Amerikalı ileride otlayan koyunları fark ederek rehbere: - "Bunlar nedir"? diye sorar. Rehber: - "Koyun" Amerikalı "Yapma yahu, bizde koyunlar bunların iki üç katıdır" diyerek alaylı bir biçimde güler. Biraz daha ilerlerler ve otlayan inekleri görürler. Amerikalı yine sorar: - "Bunlar nedir?" Rehber: - "İnek" diye yanıtlar. Amerikalı yine gülerek: - "Vay be bizim oralarda inekler bunların en az iki-üç katıdır". der. Bir süre daha gittikten sonra önlerinde Kangurular geçer. Amerikalı sorusunu hemen yineler: - "Peki bunlar ne?" Rehber hiç umursamadan yanıtlar: - "Çekirge
===============================================
Çaycı
Adam iş hanındaki çaycıya sorar."Bir günde kaç demlik satıyorsun ?" Çaycı "Aşağı yukarı on demlik satarım." Onbeş demlik satmak istermisin ? Çaycı " Tabi " Öyleyse bardakları tam doldur.
===============================================
LAZ BANKA MUDURU
Laz banka muduru Rusya'ya geziye gitmis ve bir lokantadan iceri girmis.
Siparislerini verdikten sonra birde bakmiski karsisinda afet bir hatun surekli kendisine bakiyor.
Davetkar bakislarla hatunu masaya cagirmis, hatun gelip masaya oturmus.
Ancak ikiside birbirlerinin dilinden anlamiyormus.
Hatun cantasindan kalem ve kagit cikarmis ve kagidin uzerine sigara resmi cizmis.
Bizim laz mudur hemen sigarasina davranmis, kadina ikram etmis.
Hatun daha sonra kagidin uzerine kadeh resmi cizmis.
Bizimki hemen garsonu cagirmis ve en iyi saraptan siparis vermis.
Hatun bu seferde kagida ev resmi cizmis yanina da 100 dolar resmi cizmis.
Bizimki icinden :
-"Ula kariya bak, haçan banka muduru oldugumi anladi konut kredisi isti..''
______________________________________________
TITANIK
Zencinin biri uluslararasi uyusturucu kaçakçiligi yapmaktadir ve bir gün Türkiye'ye kaçak olarak giris yapar.
Avrupaya geçmesi için pasaport bulmasi gerekmektedir.
Bu sirada Türkiye'ye tatile gelen Leanardo Di Caprio pasaportunu kaybeder.
Bizim zencide pasaportu bulur isme bakar fotografa bakar ve bir tuvalete girip Leanardo'nun fotografinin yerine kendi fotografini yapistirir.
Çikis yapmak için hava alanina gelir.
Bizim Temel ile Dursun da gümrük memurudurlar.
Zenci pasaportu onaylatmak için Temele uzatir. Temel bi fotografa bakar bi zenciye bakar sonrada dursuna dönerek:
-"Ula Tursun, ha bu titanik yandi miydu, pattu miydu la?"
______________________________________________
BIRA
Temel bir seyahate çikmis, otele gitmis ve odasina yerlesmis.
Aksam da bir kizla beraber olacakmis.
Laz oldugu anlasilmasin diye prova yapmaya karar vermis.
-"Pana pir pira.. olamadi"
-"Paga bir pira... gene olmadi"
-"Bana bir bira" demis ve tamam demis inmis asagiya.
Adama demis ki:
-"Bana bir bira."
Adam sormus:
-"Sen lazmisin?"
Temel de;
-"Nerden anladin?"
-"Burasi resepsiyon, bar karsida.."
______________________________________________
ANAHTAR
Temel birgün ogluyla 100 katli bir otele gitmis.
Daha 10'uncu katta
-"Baba da, haçan bisi söylücem."
-"Usagum, 100'üncü katta soylersin." demis
100'üncü kata gelince çocuk demis ki:
-"Baba anahtari unuttuk."
______________________________________________
YA KARISIRSA
Temel ve Dursun yillarca biriktirdikleri paralarla hayalini kurduklari atlari almak için pazara giderler.Uzun pazarligin sonucunda birer at alip eve dönerler.Atlari bagladiktan sonra sohbete baslarlar.Çok sevinçlidirler.Bi ara Temelin aklina atlarin karisabilecegi fikri gelir.Bunu Dursun' ada söyler.Kara kara düsünmeye baslarlar.
Dursun:
-"Ula haçan benim atun kuyruguni keselum, kuyruklisi senin olsun" demis.
Temel:
-"Ula dogri Diysun" demis ve atin kuyrugunu kesmisler.
Bunlari duyan muzip komsulari İdris gece gelip öteki atinda kuyrugunu kesmis.
Sabah kalkip bakmislarki 2 atinda kuyrugu kesik. Düsünmeye baslamislar.
Bu sefer Dursun'nun atinin kulagini kesmisler.
Gece İdris gelip ötekinin de kulagini kesmis.
Sabah gene bakmislar ki atlar yine ayni.
Atlar taninmayacak hale gelene kadar devam etmis.
En sonunda bizim Temel dayanamamis:
-"Ula Tursun, habu is böyle olmayacak da. En iyisi siyah at benim, beyaz at senin olsun.."
______________________________________________
KÜRK
Küçük Temel bir gün babasina sormus:
-"Baba hayvanlar her ay kürk degistiriyormus degil mi?"
Babasi:
-"Evet oglum ama bunu sakin annene söyleme!"
______________________________________________
AMERİKAN ŞAKASI
John'la James kır gezintisine çıkmışlardı. Bir ara John, James'e yerdeki sığır tersini gösterdi:
- Bak James... Günün birinde öleceksin, mezara koyacaklar, mezarının üstünde otlar bitecek. Otları inekler yiyecek. İnekler işte böyle pisleyecek. Ben, bunu görünce, "Yazık... Ne kadar değişmissin James," diyeceğim.
James dedi ki:
- Önce sen öleceksin, John. Mezara gireceksin. Mezarının üstünde otlar bitecek. Onları inekler yiyecek. İnekler işte böyle pisleyecek. Ben, bunları görünce "Hiç değişmemissin be John!" diyeceğim!
______________________________________________
:) ARASI YOKMUŞ
Gözü, bankta oturmuş portakal soyan adama takıldı. Soyuyor, tuzluyor, yanındaki çöp kutusuna atıyor... Bir süre izledikten sonra yanına gidip sordu:
- Afedersiniz, güzelim portakalları tuzlayıp çöpe atmanız garibime gitti de...
- Efendum, penum tuzlu portakalla aram eyu değuldur da...
______________________________________________
:) ASKER N'APMAZ?
Komutan içkiyi yasakladı ve duvara "Alkol öldürür" diye yazdırdı.
Ertesi sabah, bu yazının altına bir cümle eklenmişti: "Asker ölümden korkmaz".
______________________________________________
:) AYNADAKİ ADAM!
Temel aynalı sigaralığından bir tane sigara çıkarmış, o anda gözü aynaya takılmış;
- ula dursun demiş,
- Ha bu aynadaki adam baa tanıdık geliy demiş.
Dursun aynayı temelden almış, şöyle bir bakmış,
- ula salak demiş
- tabi tanıdık gelir bu benim ............
______________________________________________
:) CENAZE
Hindistan'a, kaplan avına giden John'un ailesine gelen telgrafta şunlar yazılıydı:
"John, avda öldü. Cenazesi ayın 17'inde Londra'da olacak."
Ayın 17'sinde John'un ailesine kafes içinde büyük bir Bengal kaplanı geldi. Bunun üzerine aile, Hindistan'a telgraf çekti:
"Kaplanı aldık. John'un cenazesini bekliyoruz."
Cevap geldi:
"John'un cenazesi kaplanın karnında."
______________________________________________
:) ÇOCUK MOCUK
Adanalı İsmail Safa Beye dostlarından biri sormuş:
- Adanalılar neden hep çatal matal, bacak macak diye konuşurlar?
- Öyle söyleyenler çocuk mocuktur!
______________________________________________
:) DENENMİŞ İLAÇLAR
Doktor, hastasına telefon etti:
- Size verdiğim reçetedeki ilaçları kullanmaya başladınız mı?
- Başladım, doktor.
- İyileşmeye de başladınız mı?
- Daha iyiceyim. İlginize teşekkür ederim. Daha önce böyle telefonla sormazdınız...
- Ben de aynı hastalığa tutuldum. İlaçları kullanmadan önce emin olmak istedim de..
______________________________________________
:) ENAYİ
Bir yığın sebze yüklenmiş el arabasını kan ter içinde yokuş yukarı çıkarmaya çabalayan manav çırağına acıdı, yardım etti. Güç bela yokuşun başına geldiler. Geniş bir soluk alarak sordu:
- Oğlum, tek başına bu kadar yükü taşıyamayacağını ustana söylemedin mi?
- Söyledim ama...
- Öyleyse niye taşıttı?
- "Sana yardım edecek bir enayi bulunur" dedi.
______________________________________________
:) EŞEK BOYAMAK
Kayseri'ye yeni gelen yabancı, ayakkabısını boyatırken boyacıya takılmış:
- Siz Kayserililer eşeği boyayıp babanıza satar mısınız. Nasıl yapılır bu is?
Boyacı, fırça sallamayı sürdürerek:
- İşte, demiş, eşeği böyle boyarız!
______________________________________________
:) HAP
Bir adam uçağıyla Afrika'nın üzerinde gezerken birden uçağı arızalanır ve ormanlık bir alana düşer. Üstüne üstlük bir afrika kabilesinin ona doğru yaklaştığını görür. Adam içinden "İste şimdi hapı yuttuk" der. O anda düşüncesinde Nur yüzlü dedenin sesini duyar.
- Hayır evladım henüz hapı yutmadın.
- Peki ne yapmam gerek ?
- Şuradaki mızrağı görüyormusun? - Evet.
- Al onu öndeki renkli giysili adamın tam kalbine batır.
Adam mızrağı alır ve adamın tam kalbine batırır.
-Evladım işte şimdi hapı yuttun.
______________________________________________
:) İSİM
Adamın biri birgün yolda giderken bir çocuk görür ve çocuğu çok sevimli bulur çocuğa senin adın ne der çocuk tam söyleyeceği sırada dur ben tahmin edeyim der ama baş harfini söyle der çocuk -y der adam başlar saymaya -yasin çocuk başını sallar -yusuf çocuk gene başını sallar adam y ile başlayan tüm isimleri sayar çocuk her seferinde başını sallar adam iyice sinir olur kız isimleride saymaya başlar çocuk gene başını sallar adam en sonunda bilemedim ne lan senin ismin der çocuk -yamazan der
______________________________________________
:) KIRK YILLIK SİRKE
Bir dostu, Hoca'ya sormuş:
- Sende kırk yıllık sirke varmış?
- Var.
- Biraz versene. İlaç yapacağım.
- Yoo... Her isteyene verseydim kırk yıldır durur muydu?
______________________________________________
:) KONUŞMAYANLAR
Hayat bilgisi dersinde öğretmen sordu:
- Balıklar neden konuşmaz?
Funda parmak kaldırdı:
- Öğretmenim, siz de başınızı suya soksanız konuşamazsınız!
______________________________________________
:) KUŞ SANMIŞ
Saf köylü, kente iş için gelmiş. Bir evin penceresinde gördüğü papağanın renk renk tüylerine hayran oluyor.
- Allahım... Ne güzel yaratıklar var...
Tam o sırada papağan konuşmaya başlıyor:
- Ne bakıyorsun?
Köylü, neye uğradığını şaşırıyor:
- Kusura bakma hemşehrim. Seni kuş sandım da...
______________________________________________
:) OLMAYANA ERGİ
Kamyonunu jandarma karakolu önünde durdurup nöbetçi ere sordu:
- Bu dolaylarda siyah inek bulunur mu?
- Yoktur.
Büyük siyah köpek filan var mı?
- Hayır.
Siyah at?
- O da yok.
- Eyvah!.. Demek ki ezilen köyün papazıydı!
______________________________________________ :) OLMAZ OLUR MU?
Oyun sürüyordu. Köroğlu rolündeki aktör, yarenlerine:
- Atımı getirin! diye bağırdı.
Seyircilerden biri "hariçten gazel" okudu:
- Eşek olsa olmaz mı?
Köroğlu rolündeki oyuncu:
- Olur olur... dedi. Buraya gelin!
______________________________________________
:) ÖZEL YÖNTEM
Cimriliğiyle ünlü İskoçya'da, polis okulunda öğrenciye sordular:
- Büyük bir kargaşalık başgösterdi. Herkes birbirine giriyor, silahlar patlıyor... Söyle bakalım, bu topluluk nasıl dağıtılır?
Öğrenci, hiç düşünmeden:
- Hemen boynuma bir kutu asarım, dedi. Ve bağış toplamaya başlarım!
______________________________________________
:) PİLAV ÜSTÜNE
Lokantada, müşterilerden biri garsona seslenmiş:
- Bakar mısın evladım...
Bana bir pilav, üstüne de biraz et.
Az ötede masada Borazan Tevfik oturuyormuş. Yemeğinden başını kaldırıp o da garsona dönmüş:
- Bana da bir pilav... Ama üstüne etme!
______________________________________________
:) SAVAŞ HAZIRLIĞI
Televizyon filminde Kızılderililerin yüzlerini boyadıklarını gören Can, sordu:
- Baba ne yapıyorlar bunlar böyle?
- Savaşa hazırlanıyorlar, oğlum.
Can, ertesi sabah annesini makyaj yaparken görünce koşup babasının yanına geldi:
- Baba, kötü şeyler olacak...
Annem içerde savaş hazırlığı yapıyor!
______________________________________________ :) SOĞANIN CÜCÜĞÜ
İnşaatta çalışan Recep'le Memet, her zamanki gibi, pişirdikleri bulgur aşını yiyorlardı. Bir ara Recep sordu:
- Ula Mehmet! Zengin olsan ne yirsin?
- Soğanın cücüğünü yirim. Ya sen?
- Bana yiyecek bir şey bırakmadın ki...
______________________________________________
:) TANIMAK
Yargıç, Temel'e:
- Bu adamdan borç para almışsın, diyerek Dursun'u gösterdi. Neden ödemiyorsun borcunu?
- Ben bu adamı tanımayrum. Ondan borç almuş da değilim.
Dursun sinirlerdi:
- Ula Temel, doğru söyle, beni tanimay musun?
- Tanimayrum.
Ula sen beni tanimaduğuna göre ben de seni tanımayrum!
______________________________________________
:) TERLEMEK İÇİN
Sınavda tıp öğrencisine sordular:
- Hastayıı hangi yöntemlerle terletirsin?
Öğrenci bildiklerini söyledi.
- Başka?
Belleğini yokladı, anımsadığı başka yöntemleri de anlattı.
- Başka?
Ter içinde kalan öğrenci:
- Bütün bu yöntemlerden sonuç alınmazsa, dedi, burara getirir, huzurunuzda sınava
sokarım.
______________________________________________
:) MATEM
Adamın biri eczaneye uğrar ve siyah prezervatif ister. Bunu duyan eczacı
şaşkınlık içinde sorar:
- Afedersiniz ama neden siyah?
Adam cevap verir:
- Arkadaşım öldü de, karısına baş sağlığı dilemeye gidiyorum!..
______________________________________________
:) TIRAŞ
Küçük Ata, kapıdan giren konuğa:
- Amca, dedi, senin adın Süleyman mı?
- Evet, yavrum.
- Berber misin?
- Hayır, niye sordun?
- Babam, pencereden görünce "Süleyman yine tıraşa geliyor" dedi de...
______________________________________________
:) YARIŞ ATI
Kocasının ceplerini karıştırırken bir kağıt parçası buldu. Üzerinde "Leyla" yazıyordu, bir de telefon numarası vardı. Akşam, kağıdı gösterere sordu:
- Bu kimin numarası?
- Aa, bilmiyor musun, ünlü yarış atı bu. Bu hafta ona oynadım.
On gün sonra koca eve dönünce, karısı:
- O ünlü yarı atı Leyla var ya, dedi. İşte o aradı seni...
______________________________________________
:) AYDİNLİKTA
Nasreddin Hoca kapisinin önünde bir seyler araniyormus. Komsulari :
- Hayrola Hoca efendi, demisler, birsey mi kayip ettin?
- Mühürüm düstü de...
- Nerede düsürdün? Söyle, biz de bakiverelim...
- Içeride düsürdüm, avluda...
- Avluda kayip olan sey sokakta aranir mi be Hoca?
- Avlu karanlik. Burasi daha aydinlik da onun için burada ariyorum...
______________________________________________
:) TEMEL VE KRALİÇE ELİZABETH
Temel Istanbul a gelmis, yürüyormus.Bu arada 5 dakikada bir top atislari duyul-
maktaymis. Merak edip sormus. "Hemserim bu top atislari neyin nesi?" diye.
Kraliçe Elizabeth in gelmesi sebebiyle top atisi yapildigi anlatilmis.
Aradan yarim saatgeçmis ve top atislari halen sürmekteymis. Temel yine
sormus bir baskasina "Bu top atislari neden?" diye. Ayni cevabi alinca
söylenmis: "Ulan, yarim saattir bir kariyi vuramadilar, be!"
______________________________________________
BAŞHEKİM TEMEL
Bizim Temel akıl hastanesinde başhekimdir.. Bir gün Bakanlık Müsteşarı hastaneyi ziyaret eder. Camdan bahçeye bakarken delilerin yüksek bir yerden havuza atladığını görür ve Başhekim Temele:
-Bravo... Çok mükemmel. Hastaların sosyal faaliyetlerini düşünmüşsünüz... Bunun için sizi tebrik ediyorum der.
Temelin koltukları kabarır:
-Sayin Musteşarum siz esas o havuzi bi da su doldurduğumuz zaman görün ne sevineyi zavallılar.
Müsteşarın tepesi atar. Temel durumu idare etmeye çalışır:
-Su koysak da farketmez, onlar yüzme bilmeyi ki...
______________________________________________
İŞARET
Temel ile Dursun can sıkıntısından bir kayık kiralarlar. Balık avlamaya çıkarlar... Bir zaman kürek çekerek açılırlar, derken hazırlıklar biter, oltaları denize atarlar... Atar atmaz balıklar da oltaya takılmaya başlar. Temel ile Dursunun keyifleri yerindedir...
Temel Dursuna:
-Ula Dursun haburiya bi işaret kuyalum yarun burayi bulmamuz kolay olur...
Derken sahile dönerler, kayıktan inerken Temel Dursuna gene sorar:
-Ula Dursun işaret koymayi unutmadun değil mi?
Dursun:
-Ula hiç unutur miyum, işaret tamam...
-Nasi işaret koydun?
Dursun:
-Bağa soracağuna kayuğun ucina bak... Çarpi koydum.
Temel sinirlenir:
-Ula o işareti denize yapacağidun kayuğa değil... Ayni kayuğu başkasi kiralarsa gitti baluklar...
_____________________________________________
OTELCİ
Otelci Temelin kapısını bir gece bir İspanyol asilzadesi çalmış.
-Boş odanız var mı?
-Kimsunuz?
-Jose de Santana de Monte Cristo de Santa Cruzo.
-Haa, pu kadar uşağu alacak yerum yok!
_____________________________________________
TOYOTA KRİKO
Bir gün Trabzon'a bir Japon gelir. Kahvehanenin kapısını tekmeyle açarak içeri girer ve bağırır:
-Kim lan buranın dayısı?
Temel kalkar:
-Benim lan ne var!
Japon:
-Gel lan dışarı.
Dışarı çıkarlar. "Pat küt" sesler duyulur. Az sonra Japon içeri girer ve hafif öne eğilerek "Karate" der. Kahvehanedekiler çıkıp bakarlar ki Temel perişan vaziyette yerde yatıyor.
Ertesi gün Japon yine gelir:
-Kim lan buranın dayısı?
Temel:
-Benim lan ne var!
Japon:
-Gel lan dışarı!
Yine "bam güm" sesler duyulur. Japon içeri girer ve kahvedekileri aynı şekilde selamlayarak "tekvando" der. Çıkıp bakarlar, Temel ağız-burun kan içinde yerde yatıyor.
Ertesi gün Japon yine gelir:
-Kim lan buranın dayısı?
Temel, başı sargılar içinde kalkar:
-Benim ulan ne olacak?
-Gel lan dışarı!
Çıkarlar. Dışarıdan "ÇİTONNNG" diye bir ses duyulur. Temel içeri girer ve elindeki krikoyu göstererek "Toyota Kriko" der.
______________________________________________
TEMEL'İN ÖFKESİ
Bir İngiliz, bir Alman, bir Fransız ve Temel, aynı uçakta seyahat etmektedir. İngiliz, bir telefon görüşmesinden sonra, "açın kapıyı, atacağım kendimi aşağıya" diye bağırmaya başlar. Sakinleştirip, ne olduğunu sorarlar. "Şimdi duydum, annem genel eve düşmüş" der. Bir süre sonra Alman bir telefon görüşmesi yapar ve o da "açın kapıyı atacağım kendimi" diye feryad eder. Onu da yatıştırıp ne olduğunu sorarlar. O da aynı cevabı verir. Az sonra bir telefon görüşmesi yapan Fransız da "açın kapıyı, atacağım kendimi aşağıya" diye bağırır. Onu da güç bela teselli edip ne olduğunu sorarlar. Fransız da annesinin genel eve düştüğünü söyler söylemez, Temel büyük bir öfkeyle yerinden fırlar:
-Açun ulan kapiyi, atacağum kendumi aşağiya!
Temel'i büyük güçlükle tutmaya çalışırken sorarlar:
-Sana ne oldu ki?
Temel:
-Ula bu kadar orosbi cocuğunun arasinda duracağuma atarum kendumi aşağiya daha eyi daa!!
______________________________________________
BAS GAZA
Tırcı Dursun'la muavin Temel, kamyonlarına altı metre yüksekliğinde mal yüklemiş giderlerken, birden bir tünel ve önünde bir uyarı işareti görürler: "Azami yükseklik 4,5 metre".
Muavin Temel, etrafa dikkatlice baktıktan sonra Dursun'a döner:
-Bas gaza usta! Etrafta polis molis yok...
_____________________________________________
ŞİMDİ GELDİM
Temel, bir binanın altıncı katından düşer. Hemen etrafına bir kalabalık toplanır. Yoldan geçen biri kalabalığı yararak, yaralı Temel'in üzerine eğilip sorar:
-Ne oldu?
Temel, zorlukla:
-Vallahi bilmeyrum. Ben de şimdi celdum.
______________________________________________
TEMEL TRAFİKTE
Trafik memurları karşıdan gelen Temel ve Fadimeyi çevirmiş. İkisinin kemerlerini de takılı görünce tebrik etmiş:
-Bugün yaptığımız kontrolde tek emniyet kemerini takan çift sizsiniz. Bu yüzden 500 milyon ödül veriyoruz. Bu parayla ne yapmayı düşünüyorsunuz beyefendi?...
-Ne yapacağım hemen gidip kendime ehliyet alacağım...
-Nee... Ehliyetiniz yok mu?...
Fadime olayı toparlamak için atılmış:
-Kusura bakmayın memur bey, Temel içince ne dediğini bilmez...
-Nee... Bir de içkili misiniz?...
Arka koltukta oturan yaşlı Dursun öne doğru eğilmiş:
-Ben demiş idum çalıntı arabayla yola çıkmayalım başımıza bir iş gelir diye...
Memur neye uğradığını şaşırmışken, bagajdan atlayan İdris koşarak gelmiş:
-Ne oldu?... Geçtik mi sınırı ?...
______________________________________________ ÜSTÜNE ETME
Temel, Almanya'dan gelen arakadaşı Dursun'u lokantaya götürür. Garsona:
-Baa bi kuru fasulye, pilav, üstüne de et, der.
Dursun:
-Baa da aynısından, ama üstüne etme!
______________________________________________
DİL SORUNU
Temel, İngiltere'ye gitmişti. Arkadaşları:
-Sen İngilizce bilmezdin, orada çok sıkıntı çektin mi?
Temel:
-Hayır, sıkıntıyı İncıluzlar çekti.
______________________________________________
NİÇİN?
İdris, Temel'e sorar:
-Ula Temel, bir şeye nişan alurken, niye bir gözümüzü kapatayruk?
Temel:
-Cok çahilsun Dursun, ikisini da kapatursak, hedefi nasul göreceğuz da!
_____________________________________________
TAARRUZ
Cephede, taarruzdan önce son saniyeler. Komutan, askerlerine moral verici bir konuşma yapar ve şöyle bağlar:
-Şimdi kendinizi gösterme zamanı geldi arslanlarım. Göğüs göğüse, adam adama dövüşeceksiniz.
Temel, bir adım öne çıkar:
-Komitanum, baa düşen hancisudur, gösterur musunuz? Belçi eyilukla hallederum işi.
______________________________________________
Skorbord
Temel, evli bir arkadaşını ziyarete gider. Evin hanımı çok güzel bir içki masası hazırlamıştır. Hep birlikte yiyip, içip sohbet ederler. Kimse zamanın nasıl geçtiğinin farkına varmaz. İçkinin etkisiyle, ev sahibi sızar ve horlamaya başlar. Kadın, Temel'e yaklaşır ve kulağına fısıldar:
- Haydi biraz sevişelim.
Temel sıkılarak:
- Nasıl olur? Sen benim arkadaşımın eşisin. Hem sonra ya aniden uyanırsa ?
Kadın, üstündeki son giysiyi de çıkartırken: - Yer yerinden oynasa, uyanmaz artık. Temel eğilir ve arkadaşının göğsünden bir kıl kopartır. Arkadaşının horultusunda hiçbir değişme olmaz. Bunun üzerine kadınla çılgınca sevişmeye başlar.
Kadın, bir süre sonra içli bir sesle:
- Haydi bir daha.
Temel, arkadaşının göğsünden bir kıl daha kopartır, horultu yine devam etmektedir. Bir kez daha sevişirler. Olay, sabaha kadar tam beş kez tekrarlanır. Güneşin ilk ışıkları odaya dolarken, Temel bir kıl daha koparınca, arkadaşı: - Bak dostum, bütün gece karımla seviştin. Ses çıkartmadım. Ama beni skorboard olarak kullanmaya devam edersen, canına okurum ha!
______________________________________________
Çukur işi
Temel bir grup arkadaşıyla çukur açıyormuş.Bir başka grupda gelip çukurları kapıyomuş. Adamın biri çok merak etmiş ve ne yaptıklarını sormuş.
Temel: -Bir grup daha fardu, onlarda fidan dikeydu, bucün gelmeduler, piz de pizim işler geri kalmasın diye çalişayruz...
______________________________________________ Dedikoducu Pezevenk
Temel hergün evine trenle gidip gelmektedir.Yine bir gün trende giderken karşısında oturan adamın biri pezevenk der. Temel şaşırır acep bağamı dedi diye sağına soluna bakınır. Adam yine pezevenk der.Temel yine şaşkınlık içinde sağa sola bakınır; sanırım bağa dedi der. Olay çıkmaması için ilk durakda iner ve olayı evde karısına anlatır.
-Fadime bugün trende adamın biri bağa pezevenk dedi der.
Fadime ; hadi ya bak terbiyesize der.
Temel ertesi gün aynı adamla tekrar trende karşılaşır.Adam bu sefer Temel'e bakarak şöle der:
-Dedikoducu pezevenk...
_____________________________________________
Dile benden ne dilersen
Temel, Dursun'a arabasının öyküsünü anlatıyordu :
-"Bir gün otostop yapıyordum ki önümde, bu arabayla, mini etekli güzel bir bayan durdu ve beni arabasına aldı. Bir süre gittikten sonra kadın arabayı kuytu bir köşeye çekti. Mini eteğini iyice yukarı çekip, dudaklarını ıslattı ve "Benden ne istersen alabilirsin" dedi, ben de arabasını aldım."
Dursun : -"iyi etmişsin Temel, zaten mini etek sana hiç yakışmazdı!."
______________________________________________
Firar
Ufak bir suçtan hapse düşen Temel'in koğuş arkadaşı sık sık hastalanmakta haftada bir doktora gitmektedir.Adamın doktordan her gelişinde bir uzvu kesilmektedir.Bir gün bacağı,sonra kolu,eli...Son gelişinde Temel koğuş arkadaşının kulağına eğilir manalı bir gülüşle: -Uy!Hemşerim sanmaki anlamayrum,bağa öyle geliyoki galiba sen kısım kısım firar edeysun...
_____________________________________________
İşaret
Balığa çıkacak olan Lazlar konuşuyorlarmış :
- Dün balık avladığımız yeri işaretledin mi ?
- Evet kayığa işaret koydum
- Aptal! Ya bugün başka kayıkla balığa çıkarsak ?!
_____________________________________________
Paça
Adamın biri Karadeniz'i gezerken bakmış bir köyde bütün koyunlar üç bacaklı. Merak etmiş ve arabasından inip çobana sormuş niye koyunlar böyle diye. Bunun üzerine çoban :
- Canımız her paça istediğinde koca koyunu kesecek değildik herhalde...
______________________________________________
Yassı Tavuk
Karadeniz'i gezen bir adam yolda aniden önüne çıkan tavuğu ezmiş. Hayvanı ezdiği için üzüntü duymuş ve gidip sahibine en azından parasını vermek istemiş. Almış tavuğu ve hemen oradaki köye gitmiş. Elindeki tavukla kahveden içeri girmiş ve :
- Afedersiniz; ben hemen köy dışında bu tavuğu ezdim. Sahibini arıyorum, en azından parasını vereyim diye. Acaba bu tavuğun sahibi kim ? Bunun üzerine hep beraber tavuğa bakan Lazlar :
- Hemşerim sen yanlış geldin. Bizim köyde böyle yassı tavuk bulunmaz.
______________________________________________
Mendil
Temel ve İdris sahilde gezinirken Temel'in kafasına martı sıçmış. Temel :
- Mendilin var mı
- Var da, ne yapacaksın ? Martı çoktan uzaklaştı.
_____________________________________________
Sarı Bar(yeni)
Temel eğlenmek için bir yer arıyormuş.Daha önce bir çok bara gitmiş fakat simdi gidecek farklı bir yer arıyormuş.Bir arkadaşı ona Sarı Bar adlı bir yer önermiş.Oda gitmiş fakat diğer yerlerden hiçbir farkı yokmuş.Neyse demiş içkisini içmiş tuvalete gitmiş . Bir de ne görsün altın bir pisuar var. Çok şaşırmış daha sonra pisuara işeyip gitmiş. Öbür gün yine gelmiş ve içkisini içip tuvalete gitmiş. Bir de ne görsün altın pisuar yerinde yok. Barmene gidip"Tek farkınız altın pisuardı,şimdi o da yok"demiş. Barmen barda oturan iri yarı adama dönüp "Necmi abii senin saksofona işeyen adam geldi" demiş.
_____________________________________________
Kizartma Tavuk
Bizim Temel karakolda başkomiserdir. Bir gün bir kadın gelir: - Komiser bey komiser bey! Kocama tavuklu bezelye yapacaktım ... Ben onu haşlayana kadar kocamı markete bezelye almaya gönderdim. Gidiş o gidiş gelmedi... Ben ne yapacağım? Komiser Temel kadına hiç bakmadan: - En eyisi siz o tavuğu kizartma yapin.
_____________________________________________
Otelci Temel
Otelci Temel’in kapısını bir gece bir İspanyol asilzadesi çalmış. -Boş odanız var mı? -Kimsunuz? -Jose de Santana de Monte Cristo de Santa Cruzo. -Haa, pu kadar uşağu alacak yerum yok
______________________________________________
25 SENT
Temel, 55 yaşına kadar canını dişine takmış çalışmıştı..Pastacı çıraklığı ile alışdığı hayata, pastane sahibi olarak devam etmiş, yetenekleri ve becerisi sayesinde Türkiye'nin en ünlü pastanesinin sahibi olmuş, milyarlar kazanmıştı.. Bir gün karısına "Paraları mezara götürecek halimiz yok. Kendimize yeni ve rahat bir hayat seçtim" dedi.."Bizim oradaki hemşerilerle konuştum... Herseyi iyice öğrendim. Kaliforniya'ya gideceğiz. Kazandığım para bize ömrümüzün sonuna kadar yeter.. Çocuklar da güzel üniversitelerde okurlar..."Temel, neyi var, neyin yok sattı. Paralarını dolara çevirdi. Bir milyon doları olmuştu. Karısını yanına aldı. Uçağa bindi.. Los Angeles'e uçtular birgün... Uçsuz bucaksız Nevada çölleri üzerinde uçarken, motorda bir arıza belirdi. Las Vegasa zorunlu iniş yapmak zorunda kaldılar. Uçak şirketi görevlileri" Buranın en lüks otelinde, şirketimizin konuğu olarak kalacaksınız. Yalnız bu kentin Las Vegas olduğunu unutmayın. Kumar oynarsanız eğer, kendi hesabınıza.." derler.. "Kumar mı" dedi, Temel, karısına.."Kumardan kazanmayı düsünen kafayı yemiş olmalı... Allah göstermesin.." Ama bir kez şansını denemek için, rulete 500 dolarlık bir fiş atmaktan da kendini alamadı. Arkası çorap söküğü gibi geldi.Temel herşeyini rulet masasında biraktı. Rulet başında nefes almadan geçirdiği saatler sırasında fena halde de sıkıştığını hissetti. Hızla tuvalete koştu. Tuvalet kapıları otomatikti. 25 sentlik bozuk para atılınca açılıyordu. Oysa Temel'de metelik kalmamıştı. Sıkıntı içinde dolanırken, oradan geçen biri, avucuna bi 25 sentlik sıkıştırdı.. Bu konularda deneyimliydi. Temelin başına gelenleri anlamıştı.
Temel"çok iyi bir insansınız. Bu iyiliğinizi hayat boyu unutmayacağım. Bana lütfen kartınızı verin. Bu borcumu da size ödeyeceğim" dedi. Kartı aldı, cebine attı.. Tuvalete döndüğünde kapıyı açık buldu. İçeri girdi, rahatladı..Çıktı..Elinde kalan 25 sentle yürürken karşısına, Tek Kollu Canavar çıktı.Parayı deliğe attı, kolu çekti ve bir şangırtı ...Alet boşaldı adeta.. Temel bir kova dolusu 25 sent kazanmıştı. Bunlari fişe çevirdi, rulet masasına döndü..Gerisi peri masalı.. İki saat içinde tam 2 milyon dolari olmuştu. İki ay sonra yeni Kalifornıyalı Temel, boş oturmanın kendisine göre bir iş olmadığını farketti. Elinden gelen tek iş pastacılıktı.Parası da vardı. Bir pastane açtı. Pastaları öylesine tutuldu ki, önce Los Angele'e, sonra Kaliforniya'ya, sonrada tüm Amerika'ya yayıldı,Temel Pastaneleri... Bir kaç yıl sonra, Temel, Amerika'nın en zengin adamları arasına girdi. Temel Pastaneleri'nin onuncu yılı dolayısı ile büyük bir gece düzenlendi. Şirketin en gözde elemanları ile, ünlü konuklar bir araya geldiler. Temel yemeğin sonunda konusma yapmak için kürsüye çıktı.. Tüm başına gelenleri anlattı..
"Bütün bu başarıyı ve bu serveti bir tek kişiye borçluyum. O kişiyi bulana kadar, işte size söz veriyorum, gerekirse Amerika'daki her taşın altına bakacağım.." Şirketin genel müdürü sordu: "Ama Temel bey, size 25 sent borç veren adamın kartını aldığınızı söylemiştiniz... Adı, adresi sizde olmalı zaten.." "Bana 25 sent veren umurumda değil" dedi temel.. "Ben,tuvaletin kapısını açık bırakan adamı arıyorum!.."
______________________________________________
Temel civciv yetiştirmeye karar vermiş. Gidip 100 tane civciv almiş, tarlasını sürüp civcivleri ayaklarından toprağa ekmiş. Bir güzelce de sulamış. Birkaç saat sonra bakmış, bütün civcivler ölmüş. Nerde hata yaptım diye düşünmüş, gidip 50 civciv daha almış. Bu defa kafalarından toprağa ekmiş. Civcivler yine ölünce, ziraat fakültesinde araştırma görevlisi olan yeğeni Dursun'a bir mektup yazıp olayı anlatmış. Birkaç hafta sonra cevap gelmiş:
- Amcacığım, topraktan numune gönder analiz edelum.
______________________________________________
Bu hikayede Temel bir köylüdür, tarlasını özenle ekmiştir... Derken kış bastırır.. ve bir gece fırtına kopar; yağmur, şimşek, rüzgar, kıyamet... Temel perdeyi aralayıp şöyle bir bakar tarlasına, ekili olan mısırların neredeyse tamamı yerle bir olmuştur.. Ancak birkaç tanesi zar-zor ayakta durmaktadır.. ve o anda şimşek çakar.. Temel gökyüzüne bakıp;
- Çak çakmağını, çak da bak hangisi ayakta kalmış! Onu da yık..!
_____________________________________________
Temel yurtdışından gelmiş,elinde koskoca bir bavul gümrükten geciyor, adamlar sormuş; "Temel bunda ne var bu kadar" diye, Temel "tavuk yemi" demiş. Adamlar inanmamış, "aç ulan" demişler. Temel mecbur açmış, bisürü kol saati. "Hani tavuk yemiydi" diye sormuşlar, Temel demiş ki; "ben tavuklara veririm, yerler-yemezler orasına karışmam "
______________________________________________
Temel Fadime'yi aramış.
- Fadime ev boş yarın bize gel, demiş.
Ertesi gün Fadime Temel'in evine gidip kapıyı çalmış kimse yok.
______________________________________________
Bizim Temel ormanda agaç kesip satmakla geçinirken bir gazete ilanı görür. Amerika'daki bir firma sattıklari motorlu testere ile günde tam 200 agaç kesilebileceğini söylemektedir.
Hemen ertesi günü Temel bir tane sipariş verir ve siparişi geldiğinde alır testeresini ormana gelir. Bütün gün çalışır, akşam olunca bir bakar 50 tane ağaç var.
Hemen Amerika'yı arar ve telefonda ;
- Ula pu maçina pozuk 200 tane çesmeyi,
Amerikali ;
- Hayir olamaz, çok iyi çalışırsanız 200 den de fazla kesersiniz, siz az calişmişsınızdır.
Temel ertesi gün kalkar, sabah hemen ormana çıkar; çalışır, didinir. Akşama kan ter işinde kalır ve bir bakarki 100 tane kesebilmiş.
Hemen tekrar Amerika'yı arar;
- Ula uşağum pu maçina 200 tane çesmeyi, siz penu kandiraysunuz.
Amerikali ;
- Olurmu efendim? Biz size hemen bir teknisyen gönderelim.
Der ve uçakla Amerika'dan bir teknisyen gelir. Ertesi sabah Temel ile teknisyen ormana çıkarlar. Teknisyen eline testereyi alır, jikleyi çeker ve testereyi çalıştırır.
Temel testereden gelen "Vrooooommmmmm" gibi gürültülü sesi duyunca geri sıçrar ve;
- ULA PUDA NEEEEEEEEEeeeeeeeeeeee..........
______________________________________________
Temel, İstanbul'da bir galeride yeni otomobillere bakıyordu. Bir spor arabanin önünde durdu:
-Çok hızlı gider mi bu?, diye sordu satıcıya...
-Hızlıdır... Bu araba sizin olsun şimdi, yarın saat 3'te Kars'ta olabilirsiniz... Almak ister misiniz?
-Biraz düşüniim, dedi Temel ve evine gitti...
Ertesi gün galeriye geri döndü:
- Arabayi istemiyorum. Bütün gece uyumadim ve yarin sabah saat 3'te Kars'ta olmak için bi sebep aradım, ama bulamadım...
______________________________________________
Bayan öğretmen, küçük Temel'in dersin başından beri pencereden dışarı baktığını farketmişti. Dikkatini çekecek bi şey yapmak istedi:
"Temel" dedi öğretmen, "Dünyanin çevresi 40 bin kilometre diyelim, yumurtanın tanesi 300 lira, öyleyse ben kaç yaşındayım?"
"32" diye cevapladı Temel tereddütsüz.
Öğretmen kadın şaşırdı ve sordu:
"Nasil bildin?"
"Çok kolay" dedi Temel, "Benim ablam 16 yaşında ve sadece yarı deli"...
______________________________________________
______________________________________________
Hot Dog
Temel le Dursun Amerika'ya giderler, karınları çok acıkır ama ne yiyeceklerini bilemezler. Çat pat ingilizce ile bakarlar sağa sola ama her yerde hot dog yazar.İki kafadar açlıktan ölseler dahi köpek eti yemiyeceğiz derler ama fazla dayanamazlar ve yemeye karar verirler. İki hot dog isterler tam yeyicekler Temel Dursun'a dönerek sorar Dursun sanada köpeğin aynı yerimi geldi?
==============================================
Şık bir bayan,kucağında köpeği ile saatçi dükkanına girdi.Size köpeğimi getirdim..
Saatçi hayretle sordu:Ne yapmamı istersiniz?
Genç kadın safiyetle:Tamir edeceksiniz.Yürürken beş dakikada bir duruyor....
==============================================
Cuma
Karadenizlilere niçin Perşembe günü fıkra anlatılmaz?
Cevap: cuma namazında gülmesinler diye ..
==============================================Havuz
Doktor akıl hastahanesine havuz yaptırmış. Deliler buna çok sevinmişler;o kadar sevinmişler ki hemen havuza dalmaya başlamışlar,360 dalanlar,balıklama dalanlar. Doktor hastalarının birinin yanına yanaşmış''Havuzu nasıl buldunuz ?''diye sormuş. Deli de çok beğendiklerini,havuzun harika olduğunu söylemiş. Doktor da ''İyii.Yarın da havuza su dolduracaaz.!!''demiş.
==============================================
Delidir Ne Yapsa.....
İki deli hastaneden kaçmaya karar verirler gece olunca planı yapıp kaçarlar ve ertesi gün hastaneye tekrar dönerler arkadaşları sorar neden kaçtınızda tekrar geldiniz? Deliler cevap
YERDE PARA BULDUM
Bir gün kayseri'lilerle lazlar savaş yapıyorlarmış.Kayserililerin aklına bir fikir gelmiş.Demişlerki;
bu lazların hemen hemen yarısı Temel, diğer yarısıda Dursun'dur .Ve daha sonra savaşın ortasında bağırmaya başlamışlar:
-temel! temel!!!
Lazlardaki temeller kafalarını kaldırmışlar ve vurulmuşlar.
Daha sonra kayserililer :
-Dursun! dursun!!!!
Diye bağırmışlar. Dursunlarda kafalarını kaldırmışlar ve vurulmuşlar.Lazlardan çok az kişi kalmış ve onlarında aklına bir fikir gelmiş.Ve:
-Yerde para buldum bu kimin?
diye bağırmışlar. Bütün Kayserililer kafalarını kaldırmışlar ve vurulmuşlar.
MERCİMEK ÇORBASI
Koyden kayseriye gelen koylu sabah kahvaltisi icin bir lokantaya gider.Sabahin erken saatleri oldugu icin oldukca kalabalik olan lokantada yer bulamayan koylu kasiyerin yanin daki kucuk masaya oturur garson gelir mercimek corbasi soy ler fakat bizim koylunun corba gelene kadar koylu bir sepet ekmegi yer corba gelir onuda yer giderken kasada oturan haci ya borcunu sordugunda ekmegin parasini verde corba bizden olsun der.
BİRLİKTEN GÜÇ DOĞAR
Bir İngiliz: holigan;
İki İngiliz: kavga;
Üç İngiliz: savaş;
Bir Fransız: aşık;
İki Fransız: duel;
Üç Fransız: Paris komunası;
Bir Zenci: basketçi;
İki Zenci: basket takımı;
Üç Zenci: güneş tutulması;
Bir Kayserili: satış noktası;
İki Kayserili k:üçük bi pazar;
Üç Kayserili: Hipermarket;
MATEMATİK
Emekli öğretmen yolda giderken, yanına son model bir araba durmuş. İçinden çıkan bir genç:
- Hocam sizi gideceğiniz yere kadar götüüreyim.
Öğretmen genci tanımamış. Genç:
'Benim hocam Hacıbekir, tanımadın mı? Kayseri Lisesinden'
Öğretmen biraz hafızasını yoklayınca genci tanımış.
- Lan oğlum Hacıbekir seni tanıdım ama, bu ne zenginlik, sen fakir bir öğrenciydin.
Hacıbekir anlatır:
-Öyleydim hocam ama, okuldan sonra ticarrete başladım. Kısa zamanda biraz para kazandık.
Bunu duyan öğretmen iyice şaşırır:
- Lan oğlum ticaret hesap işidir. Ben seni matematikten sınıfta bırakmamışmıydım. Sen sanıl ticaret yapıyorsun?
- Valla hocam matematik falan bilmem. (11)'e alıp (4)'e satıyorum. Aradaki %3'le de geçinip gidiyoruz.
SONRA ONU DA YERİZ
Trenle İstanbula yolculuk eden Kayserili tanıştığı arkadaşıyle biraz sohbetten sonra çantasından çıkardığı pastırmalı yiyeceklerden arkadaşınada ikram eder. Arkadaşı,
-Sağol benim basurum var ben yemeyeyim deyince ,
Kayserili gayet ılımlı bir tavırla :
-Olsun onuda biraz sonra yeriz demiş
İŞİN FORMÜLÜ
Yahudinin biri,pazara,topal eşeği satmak için götürür,fakat alıcıyı kandırsın diye eşşeğin tırnağına çivi çakar,eşşeğe bir Kayserili müşteri çıkar,kayserili ayakta ki çiviyi görür,içinden 'çiviyi çıkarırım düzelir'diye düşünür,eşşeği alır. yahudi ertesi gün sağda solda övünür. -siz kayserililer akılıyı diye övünürsünnüz çiviyi çaktım anada doğma sakat eşşeği sattım der. duyanlar bunu kayseriliye anlatırlar Kayse rili eli dizine vurur: -tüh yahu,verdiğim para sahte olmasaydı bayağı kazıklanmıştım.
2 KERE 2
Kayseriliye sormuslar 'İki kere iki kac eder?' 'Alcez mi Satcez mi?' demis
ÜÇÜNCÜ KÖPRÜ
Üçüncü köprü ihalesini Japon, Amerikan ve Kayseri'li Türklerden oluşan bir konsorsiyum almış. Köprüyü inşaa etmişler tam açılışın yapılıp kurdelanın kesileceği an köprü büyük bir gürültüyle çökmüş. Japon 'gitti tüm emeklerim mahvoldu kumlarım' diye yakarıp harakiri yapmış. Amerikalı 'gitti tüm çeliklerim, tonlarca çelik yıkıldı' diyerek çıkartmış tabancasını ve intihar etmiş. Tüm bunları izleyen Kayserili müteahhit de derin bir oh çekerek yanındakilere seslenmiş 'lan iyi ki hiç çimento koymamışım ha, mahvolurdum bunlar gibi.'
MÜHENDİS
Karayolları Genel Müdürlüğünün misafiri olarak Türkiye'ye gelen inşaat mühendisi Amerikalı, Kayseri'den geçerken yol çalışması görür ve arabasını durdurur. Fakat yoldaki eşek nereye doğru yol alırsa orası genişletilip yol yapılmaktadır. Hemen bunun niye böyle yapıldığını sorar. Kayserili: 'Bu bizim mehendisimizdir beyim. Eşşek nereye giderse orayı genişletip yol yaparık' diye cevap verir.Katıla katıla gülmeye başlayan Amerikalı mühendis 'Peki eşeği bulamasaydınız ne yapacaktınız' diyince Kayserili yapıştırır cevabı: 'O zaman Amerika'dan mehendis getirtirdik'
ÇİFTÇİ
İki tane çiftçi, biri Adanali, digeri Kayserili... sohbet ederken, tabi haliyle zenginlikleriyle övünecekler...
Kayserili tarlalarinin çoklugundan, isçi yetistirememekten, ürünlerin hersene telef olmasindan bahsedince Adanali atlıyor:
- 'Benim çiftlikte, sabah günes dogmadann biniyoruz arabaya, aksam oluyor, biz hâlâ çiftliğin öteki ucuna yetisemiyo oluyoz, çaresiz geri dönüyoruz'.
Kayserili de hiç bozuntuya vermeden lafı yapistiriyor:
-'Yahu bizim de vardı öyle bir arabamiz ama geçen sene sattik, illet onlarla yolculuk ya...'
TAKSİMETRE
Taksinin yokusta frenleri patlamis, muthis bir hizla asagi iniyor. Kayseri'li musteri bagirmis..
'Durdur su arabayi..'
Sofor panik icinde haykirmis..
'Durduramiyorum!..'
'O zaman taksimetreyi durdur hic degilse' demis, Kayserili.
AY TUTULMASI
Albay, binbaşıya :
-Yarın güneş tutulacak. Bu her zaman görülen bir şey değildir. Erleri talim elbiseleri ile talim meydanına getirin de olayı görsünler. Bende orada bulunup kendilerine gerekli bilgiyi verecegim. Şayet yağmur yağarsa, tabii bir şey göremeyiz .O zaman erleri, üstü kapalı talimgaha götürürsün.
Binbaşı, yüzbaşıya :
-Albayın emri ile yarın sabah saat dokuzzda güneş tutulacak. Bu her zaman görülen bir olay değildir. Şayet hava kapalı olursa bir şey görülemeyecektir. Bu durumda tutulma, kapalı talimgahta gerekli talim elbisesiyle yapılacaktır.
Yüzbaşı, teğmene :
-Albayın emri ile yarın sabah dokuzda taalim elbisesi ile güneş tutulmasının açılış merasimi yapılacaktır. Şayet yağmur yağarsa ki bu durum pek görülen bir olay değildir, Albay kapalı talimgahta gerekli bilgiyi verecektir.
Teğmen, başçavuşa :
-Yarın sabah dokuzda hava güzel olursa, talim kiyafeti ile albay tutulacak. Kapalı talimgahta yağmur yağarsa, alayın meydanında manevra yapılacak. Çünkü bu her zaman görülen bir olay değildir.
Basçavuş, askere :
-Yarın sabah saat dokuzda kapalı talimgaahta Albayı tutacağız. Sabah hepiniz talim techizat ile hazır olun.
Askerler kendi aralarında :
-Yarın sabah bizim basçavus Albayı tutukklayacakmış.
BAYRAK
Acemi erlerin dağıtım zamanı gelmişti.Herkes kurra torbasında sırasını bekliyordu.
Derken sıra bizim Temele geldi.
Komutan;
---Söyle bakalım Temel kurrada nerenin çıkmasını istersin??,
Temel;
----Hiç farketmez Komutanım Vatan bir bayrak altında bölünmezlik aşkıyla yatan..
Komutan;
----Hadi kurranı çek bakalım.
Temel kurrayı çeker birde bakarki Hakkari yüksekova sınır Jandarma komutanlığı,
Temel;
---- Tüh beee,, Kim dikti lan bu bayrağı buralara............
SALAK ERLER
İki çavuş iddaya girer hangimizin eri daha salak diye. İlk çavuş erini çağırır ve der ki;
-Oğlum al şu 10 milyonu git bana bir araaba al. Er:
-Baaaşüstüne çavuşum der gider.
ikinci çavuş çağırır erini:
-olum git bak bakayım ben evdemiyim der..
er:
-baaşüstüne çavuşum der çıkar.
bu iki salak er çarşıda karşılaşırlar erlerden biri:
-yahu bende bir çavuş var o kadar salak ki bana para verdi git bana araba al diye lan keriz bugün pazar arabayı nerden bulayım..
diğer er:
-yahu benim ki daha salak yok gidip kenddisi evdemiyiş değilmiymiş diye bakacakmışım be ey lavuk yanında koskaca askeriyenin telefonu var evi arada sorsana...
ASKER TEMEL
Asker Temel içki içmeyi çok severmiş.Bir gün komutan duvara bir yazı yazmış:"İÇKİ ÖLDÜRÜR" Asker Temel sabah bu yazıyı görünce yanına ekler:"ASKER ÖLÜMDEN KORKMAZ"
LAZER
Komutan bölüğe bir bilgisayar aldırır ancak yazıcı almayı unutur. Postasını çağırır ve ona 'git bana bir lazer yazıcı getir' der. postası gider bölüğün içindeki bütün erlere laz olup olmadığını sorar, bir laz bulur ve komutanın yanına getirir. komutan postasına 'bu kim ' diye sorar ve posta komutana 'bir tane laz er getirdim' der.Komutan ise 'iyi ki scan-er istemedik'der ve asker de 'onu da bulabilirim komutanım ' der.
TEK ASKER
Manevra varmış. Temel elde tüfek yerde yatıyormuş. Komutan gelip sormuş :
-Düşman önden gelirse ne yaparsın Temel??
Temel cevaplamış.
Şu yandan, bu yandan,
Arkadan gelirse, diye tekrar sormuş komutan.
Temel bunları da cevaplamış. Komutan en sonunda :
-Ya düşman tepeden gelirse? deyince.
Temel dayanamamış ve :
-Habu memleketin tek askeru ben miyum koomitanum daa!
TOS-BA-ĞA
Komutan bir gün askerleri sıraya diziyor ve okuma bilenler ve bilmiyenleri ayırıyor.Bilenlerin bilmeyenlere öğretmesini istiyor ve 1 hafta zaman verıyor.Okumayı öğrenenlerede benden 1 hafta izin diyor ve 1 hafta sonra komutan askerleri bir kara tahta önüne topluyor ve tahtaya kaplumbağa yazıyor ve hadi okuya bilen varmı diyor ama kimseden ses soluk yok.Komutan hadi size bir şans daha diyor ve size yazdığım kelimenin resmini çizecem diyor ve kafasını,ayaklarını,kabuğunu falan çiziyor ve hemen askerlerden biri atlıyor. Komutanım ben buldum okuya bilirmiyim diyor ve komutan tabiki diyerek hadi oku bakim diyor ve (asker heceleyerek)tos-ba-ğa diyor.
KAPTAN BRAVO
Günün birinde acik denizlerde yol alirken, gözcü seslenmis diregin tepesinden, "heyyoooo, uzakta bir korsan gemisi göründüüüüü...
" Bunun üzerine tüm mürettebat dehset icinde saga sola kosusturmaya baslamis. Kaptan Bravo sakin bir sesle yardimcisina seslenmis,
"bana kirmizi gömlegimi getirin."
Yardimci derhal kaptanin kirmizi gömlegini getirmis... Bravo gömlegi giyerken adamlarini savas düzenine sokmus ve korsanlari yenmis...
Daha sonra, gözcü bu kez bir degil, iki korsan gemisini tespit etmis uzaklarda...
Kaptan Bravo bu kez de kirmizi gömlegini istemis ve yine korsanlari duman etmis. O aksam, bütün mürettebat güvertede oturmus, o günkü zaferi konusurken, adamlardan biri kaptana sormus:
"Kaptanim, niye savastan önce kirmizi gömleginizi istiyorsunuz, cok merak ettik de, bagislayin sormakla bir kusur ediyorsam..."
Bravo soruyu cevaplamis:
"Sundan istiyorum evladim... Eger saldiri sirasinda yaralanirsam kirmizi gömlek akan kanimi belli etmez, böylelikle siz de korkusuzca düsmanlarimiza direnmeyi sürdürürsünüz.
"Ortaligi bir sessizlik kaplamis, sadece denizin sipirtisi ve rüzgarin yelkenlere dokunusu duyuluyormus... Adamlarin yürekleri kaptanlarinin cesaretine duyduklari hayranlikla güm be de güm atiyormus...
Safak sökerken gözcü bu kez bir degil, iki degil, ama tam ON korsan gemisinin yaklasmakta oldugunu tespit etmis. Mürettebat kutsayici bir sessizlikle kaptanlarina bakarak, onun o artik alisilagelen kirmizi gömlek talebinde bulunmasini beklemeye baslamislar.
Kaptan Bravo celik gibi gözleriyle gemisine yaklasan korsan filosuna bakmis, sonra korkusuzca adamlarina dönmüs ve sakin bir sesle bagirmis:
"Kahverengi pantolonumu getirin bana!"
KAMUFLAJ
Askerde kamuflaj yarışması var... Herkes cuvallara giriyor, komutan gelip tekme atıyor onlarda hayvan sesleri çıkarıyorlar komutan onaylıyor...
Birinci çuvala vuruyor.. Hav hav hav.
Komutan aferin diyor köpek çuvalı....
İkinci çuvala vuruyor, miyav miyav..
Komutan gene beğeniyor.. Böyle on onbeş çuval geziyor. Hepsi çok iyi taklit yapıyorlar...
Enson çuvala vuruyor ses yok...
Daha sert vuruyor gene ses yok, tekme, tokat, tahta, tüfek, ses yok...
Askerlere emir veriyor iyicene tekmeleyin...
Çuvaldan kan sızmaya başlıyor..
Beş dakika sonra da ince, bitkin bir ses:
'Patateeeeeees'
GERİ ZEKALI KAMYON ŞOFÖRÜ
Mehmet er olarak askerliğini yapmaktadır. Ve komutan her gün Mehmet'i 10 km. uzaktaki şehir merkezine yürüyerek gönderir ve kendisine günlük bir Hürriyet gazetesi aldırır.
Mehmet her ince şehir merkezine yürüyerek gider ve ogleden sonra saat 15,00e doğru da kışlaya geri gelerek komutanına aldığı gazeteyi verir.
Aradan 10-15 gün geçer ve Mehmet hergün ayni işlemi yapmaktadır.
Bir gün Mehmet bu adar uzun yolu hergün gitmeye dayanamaz ve şehre gazete almaya gittiğinde aynı Hürriyet gazetesinden 4 adet alır ve karargaha geri döner ve komutana gazetelerden bir tanesini verir. Diğer 3 gazeteyi de kendisinde saklar.
2. gün Mehmet sanki şehre gitmis gibi yapar ve garnizonda sota yerlerde oyalanır ve öğleden sonra saat 15,00 e dogru dün aldığı Hürriyet gazetelerinden birisini daha komutana verir.
3. gün Mehmet şehre gitmez ve ogleden sonra saat 15,00 e dogru komutanın yanına giderek aldığı gazetlerden bir tanesini daha verir.
4. gün de ayni şeyi yapar ki; komutan Mehmete hışımla seslenir ve derki:
'Sen bu gazetelere gelirken göz gezdiriyor musun, bakıyor musun?
' Mehmet endişe ile ve korkarak 'hayır komutanım hiç bakmıyorum' der.
Komutan tebessüm ederek Mehmet'i yanına çağırır ve der ki
'Gel o zaman sana komik bir şey göstereyim, geri zekalı bir şoför, 3 gündür ayni araba ile ayni ağaca çarpıyor...
Bak 3 gündür gazetede adamın da, carptığı arabanın da agacın da resimlerini koyuyorlar' der.
DİKTATÖR
Diktatör general askerleri ile yolda giderken askerlerden biri hapşırmış.
Diktatör arkasını dönüp:
'Kim hapşırdı demiş:
' Askerler korkudan bir şey söyleyememiş.
Diktatör bunun üzerine birinci sırayı kurşuna dizmiş.
Sonra yola devam etmişler biraz sonra yine bir hapşırık sesi gelmiş.
Diktatör kim hapşırdı deyince yine korkudan kimse kimin hapşırdıgını soyleyememiş.
Bunun uzerine diktator ikinci sırayı kursuna dizmiş.
Biraz sonra yine birisi hapşırmış.
Diktatör arkasını donup sormus kim hapşırdı diye.
Bi asker ben hapşırdım demiş .
Diktatör general askere dönüp:
Çok yaşa demiş.
ÇABUK ÇAĞIR
Yüzbasinin çok sevdigi ve güvendigi Onbasi Mehmet'in cezalandirdigi er, yüzbasinin karsisinda :
-Komutanim benim bir sikayetim var.
-Söyle.
-Mehmet onbasi beni dögdi.
-Git, ben onun cezasini veririm.
-Ama yüzbasim; hem dögdi , hem sögdi. -Anladim, git cezasini veririm.
-Anama babama laf etti.
-Git cezasini veririz dedik ya.
-Benim anam da yohtur, babam da yohtur.<
-Allah rahmet eylesin.Benim de öyle.Sen git anladim.
-Ama yüzbasim, Mehmet onbasi benim anamaa da laf etti , babama da laf etti.Anam da yohtur, babam da yohtur.Anam da sensin, babam da sensin.
Yüzbasi :
-Derhal kos; çagir Mehmet Onbasi'yi buraaya! dedi.
BİSKÜVİ
Acemi er, levazim basçavusuna yakinir :
-Basçavusum, bize yemekte ördek böregi vverdiler.Yemin ederim ki, içinde bir gram bile ördek eti yoktu.
-O halde? diye yanitlar basçavus.
Seen hiç asker bisküvisi yedin mi?
-Sey...yani evet, basçavusum.
-Içinden hiç asker çikti mi, ulan!
YAHUDİ ASKER
2'ci Dunya Savasi sirasinda Rus ordulari geri celiyorlar. Ve rus generali durumu kurtarmak icin askerleri tesvik etmeye karar vermis. Her getirilen olu nazi icin 10 ruble vaad etmis. Askerler saldirdilar. Catismadan sonra kimi 1 kimi 3 cesed getiriyorlar ve paralarini cash aliyorlar. Bu ara bir yahudi asker bir vagon surukleyerek getirdi Vagonun kapisini acti - icerisi ceset doluydu General bunu gorunce sasirdi ve askeri kenara cekerek soyle dedi. ' Asker ,anlarsin ya butcemiz zaif ,haydi ben sana 7.50 ruble cesetbasi verim' Asker 'olmaz' dedi' zaaten bana gelis fiyati 8.30 ruble '
30 DERECE DOĞUYA
Bir savas gemisi karanlik ve sisli bir gecede yol aliyormus. Derken kaptan koskundeki komutan tam karsida ve uzakta uzerlerine dogru gelen bir isik farketmis. Hemen karsi tarafa sinyal gondererek su mesaji gecmis:
-'Derhal rotanizi 30 derece doguya cevirriniz'
Karsindan aninda cevap gelmis:
-'Sen rotani 30 derece batiya cevir!' Komutan sasirmis, biraz da sinirlenmis, mesaji tekrarlamis:
-'Rotani derhal 30 derece doguya cevir, emrediyorum!'
Karsidan cevap:
-'Asil sen rotani 30 derece batiya cevirreceksin!'
Komutan ofkeden kuplere binmis, bir mesaj daha yollamis-'Ben 30 yillik kaptanim, sana son kez emrediyorum, rotani 30 derece batiya cevir!'
Cevap:
-'Sen 30 senelik kaptansan ben de 20 senelik denizciyim, sen rotani 30 derece doguya cevir'
Komutan, o kadar sinirlenmis ki, hemen murettebata butun toplari atese hazir hale getirmelerini emretmis ve son kez bir mesaj gondermis:
-'Burasi bir savas gemisi, derhal rotanii 30 derece batiya cevirmezsen atese baslayacagiz'
Karsidan cevap gelmis:
-'Burasi da bir deniz feneri.. Sen rotani bir an once 30 derece doguya cevirmezsen birazdan kayalara carpacaksin'
AMİRAL KAPICI
Adam zilzurna sarhos halde otelin kapisina gelir, kapida gordugu apoletli, sirmali uniformali adama seslenir:
... Heeey!, bana bir taxi cagir!
adam hiddetle: -!-
ben kapici degil, amiralim!
... oyleyse bana bir gemi cagir! :))
Karışık Fıkralar 1
Suna'nın başı ağrıyordu. Doktor çağırdılar. Doktor hap vererek dedi ki:
- Bu hap şimdi senin baş ağrını geçirir. Peki onu kolay yutabilecek misin?
Kolay yutmasına yutarımda, hap mideme girdikten sonra başıma giden yolu nereden bulacak?
Lüks bir lokantada müşterilerden biri önüne konan yemeği görünce bağırmaya başladı:
- Ben bu baklayı yiyemem. Çabuk bana şef garsonu çağırın! Yan masada oturan adam dudak bükerek cevap verdi:
-Fayda etmez efendim, o da yiyemez!..
*
Ressam İki arkadaş, sergide bir tabloyu seyrediyordu. Biri:
-Şuna bak, dedi, güneşin doğuşunu ne güzel canlandırmış.
Öbürü düzeltti:
-İmkânı yok, mutlaka güneşin batışıdır.
-Belki öyledir. Ama nasıl oluyor da bu kadar kesin konuşabiliyorsun?
-Ressamı tanırım, sabahları onbirden önce kalkmaz.
* *
Öğretmen sınıfta ders anlatıyordu. Bir ara arka sırada oturan öğrencilerden birini işaret ederek:
-Söyle bakalım oğlum, köylüler kurtları niçin öldürürler?
-Kuzuları öldürdükleri için, efendim.
Ön sıralarda oturan Ayla, hemen atıldı:
-Öyleyse kasapları niçin öldürmüyorlar?
* *
Doktor, akıl hastasına sorar:
-Bir kulağını kesersem ne olur?
-Canım yanar.
-Ya iki kulağını keserse
-O zaman iyi göremem.
-Peki ama niçin? '
-Niçini var mı canım? İki kulağımı da keserseniz gözlüğümü nereye takarım?..
* *
Dil bilgisi dersinde öğretmen öğrencilere sordu:
-"Bağırmadım, bağırmadın, bağırmadı" deyince ne anlarsınız? diye sordu.
Kimseden çıt çıkmıyordu. Öğretmen bütün öğrencilerin birden parmak kaldırmasını beklediği için, hayal kırıklığına uğradı.
Neden sonra ön sıralardan Temel ayağa kalkarak söz hakkı istedi. Öğretmen söz verince de cevapladı:
-Önemli bir durum yok efendim. Hiç kimse bağırmamıştır.
* *
Temel İstanbul'a yeni taşınmış. Kapıcı sabah kapıyı çalmış.
Temel, kimseyi beklemediğinden merakla kapıya yönelmiş ve seslenmiş;
-Kim o?
Kapıcı:
-Çöp! diye bağırmış...
Temel gayet sakin ve kibar bir dille konuşmuş:
-İhtiyacımız yok...
* *
Boks maçı hayli heyecanlı geçiyordu. İki boksör ringde kıyasıya dövüşüyorlardı. Ama birinin durumu pek kötüydü. Yumrukları havayı dövüyor, bir teki bile rakibine değmiyordu. Raund arasında menejerine sordu: "Maçı almam için bir şansım var mı?" Menejeri bir yandan terini kurularken diğer taraftan: "Elbette var, diye cevap verdi. Etrafındaki havayı dönmeye devam et. Böylelikle rakibini zatüreden öldürebilirsin.
* *
- Temel bey, dairelerimiz aynı genişliktedir. Sen evi duvar kâğıdıyla kaplattın? Ben de evi dekore edeceğim de. Ne kâdar duvar kağıdı aldın?
- On yedi top aldum.
Komşu da duvar kâğıdını alır, evi kaplatır, ama epeyce de kâğıt elinde kalır.
- Yahu Temel, ben de on yedi top aldım ama, yedi top arttı!
- Eyi, benum da o kadar artmıştı!
* *
- Yahu Recep, bizum Fadume'nun çok köti bi huyi vardur. Gece dörde kadar uyumayı!
- Temelcuğum, peki o saate kadar ne yapayi?
- Penum eve gelmemi bekliyor!
* *
Karadeniz'de bir köyden geçen bir yabancı arabasıyla bir tavuk ezer. Kaçacaktır ama korkar. Dönüşte gene aynı köyden geçecektir. En iyisi sahibini bulup
parasını vermek. Muhtarı bulur durumu anlatır. Tavuğu verir. Ancak tavuk dümdüz olmuştur. Muhtar köylüleri tek tek çağırır. Tavuğu gösterir. Hiç kimse tavuğa sahip çıkmaz. Muhtar sonucu yabancıya açıklar:
- Bizim köyde yamyassı tavuk yoktur.
Temel Karadenizlinin fırınından bir ekmek alacak. Kafasını fırından içeri uzatır:
- Ha oradan bi ekmek vermeni rica edeyirum!
- Ula parasını verecek misun?
- Elbette vereceğum.
- Haçan parasını vereceksen ne diye rica edeyisun?
İsmet Paşanın oğlu Erdal İnönü, bir seçim mitingi için Rize'ye gider. Kürsüde konuşan ince zayıf uzun boylu İnönü'yü gören Temel sorar:
- Habu konuşan adam da kimdur?
Derler ki: İsmet İnönü'nün oğlu Erdal'dır!
- Uy desene Paşanun çok günahını almışuz. Rahmetli II. Dünya Savaşı yıllarında bizleri çok aç bırakmıştı. Baksanıza ne kadar adaletli davranmuş, kendi uşağını da aç bırakarak ne hale getirmiş!
Temel, karısı Fadime'yi bademcik ameliyatı yaptırmıştı. Hastaneden taburcu edilirken, doktor Temel'e bazı tavsiyelerde bulunur ve son olarak der ki;
- Aslında bu ameliyat gecikmiş, daha çocukken yapılmalıydı.
Temel hemen söze girer:
- O zaman faturayı kayınbabamı gönder de, hasabını o ödesun!
Hoca, minberden cemaate hitaba başlar:
- Ey cemaat-i müslimin, deyince: Arkalardan Temel, cevap verir:
- Efendum! Bağa mi deyisun?
Temel'in vecizesi: "İnsanlara baluklar aynı tehlikeye maruzdurlar. Her ikisi de ağzını açınca başları belaya girer.
Eskimo'nun biri ölünce, Cehennem'e atmışlar. Zebaniler sesini duyamuyınca kapıyı aralamışlar. Eskimo:
- Kapatın şu kapıyı! İçeri soğuk giriyor, üşüyorum. demiş.
Temel ile Dursun denize yüzmeye giderler. Temel boğulur. Savcı gelir araştırma yapmaya ve Dursun'a sorar:
- Olay nasıl oldu.
- Savci bey olay molay yok... Temel bi talup geleceğim dedi ama siz da göriysiniz gelmedi...
Adamın birisi kendisi hakkında kötü sözler söyleyen birine haddini bildirmek için evine gider. Fakat adamı evde bulamaz. Öfkesinden kapıya büyük harflerle "EŞEK" diye yazıp döner.
Bir kaç gün sonra o adamdan şöyle bir yazı alır:
- Bize gelmişsin. Kapıya attığın imzadan anladım.
Her gün Temel sabah erkenden Dursun'un evine gidiyormuş ve "Soğuk çay var mı?" diyormuş. Dursun da "yok" diyormuş. Bu bir kaç gün sürmüş. Dursun bir gün merak edip soğuk çay hazırlamış. Temel gene gelmiş. "Soğuk çay var mı?" demiş. Dursun da var demiş. Temel de "İyi ısıt da içelim" demiş.
Adam doktorun karşısındaki koltuğa oturdu.
- Durum çok kötü doktor bey, bir dakika önce olan herşeyi unutuveriyorum.
- Peki niçin hatırlamaya çalışmıyorsun.
- Neyi?
- Ula Temel, senden polis olmaz. Nasıl kaçırdın elindeki azılı hırsızı!
Sormayın komiser bey. Bir anluk dalgınluğum sebep oldu. Üstünde "girmek yasaktır" tabelası bulunan bi yere girdi, arkasından gidemedum!
Komiser sorar:
- Temel, köpekleri atlatıp, kümesten tavuğu nasıl çaldın?
- Komiserüm, onu söylemem, meslek sırrıdır!
- Ama ben söyletmesini bilirim!
- O da sizin meslek sırrunuzdur!
Komutan sorar:
- Söyle bakalım Temel, cephanelik önünde nöbet tutuyorsun, birden cephanelik infilak etti, ne yaparsın?
- Herkesin duyması için havaya bi el ateş ederum komitanum!
İngilizler ve İskoçlar arasında yıllardır süren bir tartışma vardır. İngilizler her defasında İskoç kahvelerini basıp "Wilsonlar ayağa kalksın" deyip Wilsonları kurşuna dizip arkasından da "Eriksonlar ayağa kalksın" deyip Eriksonları kurşundan geçirirlerdi. Bu olay İskoçların çok moralini bozmaya başlamıştır. Toplanıp bu olaya bir çözüm getirmeye çalışmışlar içlerinden en hakiki İskoç "buldum" diye bağırır. Wilsonlar ayağa kalksın dediklerinde Eriksonlar ayağa kalksın, Eriksonlar ayağa kalksın dediklerinde Wilsonlar ayağa kalksın; böylece onları kandırmış oluruz.
İki Kayseri'li maç sahasının önünde köfte satarken Birisi diğerine şöyle der.
- Ula Ehmet bir bilet al maçı öğren gel, der.
Ehmet gider ve maçı öğrerüp gelir durumu Arkadaşına anlatır:
- 2 direk dikiyler, ortaya bir kabak koyiyler. 21 avanak peşinde koşiyler. 2 direğin arasına girince gool diye bağriyler, birde utanmadan kısa don giyiyler.
Garson Temel'i, lokantanın nıüşterilerinden biri, yanına çağırıp, azarladı:
-- Bana getirdiğin tavuğun bir bacağı diğerinden daha kısa. Bu ne rezalet?
Temel, öfkeyle cevap verdi:
-- Ben sana o tavuğu dans edesin diye değil, yiyesin diye getirdim!..
Bir gün Bismark, harpte yararlılık gösteren bir askere madalya takarken:
-- Asker, yüz altın mı istersin, yoksa bu madalyayı mı?
Asker:
-- Madalyanın kıymeti nedir? der. Bismark:
-- Maddi kıyıııeti aşağı-yukarı üç altın, diye cevap verir.
Asker :
-- Öyleyse 97 altınla madalyayı isterim! der.
Adamın biri otele gelir:
-- Burada bír gece kalmak istiyorum. Fakat oda istemiyorum.
-- Oda istemiyor musunuz?
-- Hayır ben uyur gezerim. Uzun bir koridorunuz varsa, mesele yoktur. Sabaha kadar dolaşır dururum.
Temel gittiği göz doktoruna dert yanıyordu.
-- Ne zaman çay içsem sağ gözüm ağrıyor doktor bey.
Doktor, Temel'ın gözlerini kontrol ettikten sonra anlamlı anlamlı başını salladı ve gülerek cevap verdí:
-- Hımmm. Durunı anlaşıldi. Çay içmeden önce kaşığı bardaktan çikarın. O zaman sağ gözünüz ağrımaz.
Lokantaya giden Temel garsondan bardak istemiş.
Garson da masada ters duran bardakları göstererek:
-- Masada var ya' demiş...
Temel bardağı eline almiş ve biraz inceledikten sonra kaşlarını çatmış ve sítem dolu bir sesle konuşmuş:
-- Onlarín dibi deìik, üstü kapalì demiş...
Din dersi öğretmeni, öğrencilere bütün insanların Adem ve Havva'dan geldiğini söyledi. Bir öğrenci söz aldı:
-- Bu doğru değil.
-- Nasıl yani? dedi öğretmen.
-- Babam bize maymundan geldiğimizi söyledi.
-- Sevgili çocuğum, dedi öğretmen, sizin özel aile tarihiniz bizi hiç ilgilendirmiyor.
Temel uzun zamandır görmediği Cemal'le Îstanbul'da karşılaşır:
-- Uşak, nasılsun pakayum? - Îyiyum.
-- Çocuklarun nasuldur? - Onlar da çok iyidur.
-- Ha karin nasıldur?
Temel böyle sorunca, Cemal'in birden yüzü değişir... Temel arkadaşının karısının geçen yıl öldüğünü hatırlayıp, hemen şöyle der.
- Yani aynı mezarda mi yatayü!
Polise bir ihbar gelir. Temel ile Dursun kaza yapmıştır.
Polis olay yerine geldiğinde görür ki, arabalar sapa sağlam, Temel ile Dursun'un ağzı burnu dağılmış. Polis sorar:
-- Anlat Temel. Olay nasıl oldu?
-- Komserum... Hava sisli olduğundan kafamı pencereden çıkarmış öyle gideydum. Meğersem Tursun da karşidan öyle geleyirmuş
|
|
|
|
|
KOVASINA GÖRE
Bir gün Nasrettin Hoca arkadaşlarıyla göl kıyısında sohbet ederlerken arkadaşları sormuşlar;
-Hocam!Sence bu gölde kaç kova su vardır?
-"Kovasına göre" demiş Hoca Efendi.Arkadaşları;
-Nasıl yani? deyince Hoca;
-"Bu göl büyüklüğünde bir kova bulabilirseniz,bir kovalık su vardır."
Tüleyman
Biyoloji Öğretmeni, öğrencilerinden birisine sormus. :
-Çocuğum "Refleks hariçinde insanların istem dışı olarak hareket etmesine ne denir?
Öğrenci:
-"Tik'tır hocam.
Öğretmen:
-"Afferin çocuğum bildin. Senin adın nedir?
Öğrenci:
-"Tüleyman öğretmenim
Yok
Kadının biri bakkala girmiş,
-Ekmek var mı?
-Özür dilerim..Yok!
-Yoğurt var mı?
-Maalesef o da yok..
-Çikolata? Bisküvi?
-Kusura bakmayın..
-Deterjan? Tuvalet kağıdı?
-Hayır..
-Aman Tanrım..! Kapatmalısınız bu dükkanı..
-Haklısınız ama anahtar da yok!
Temel avcı
Dört kişilik avcı grubu, tecrübeli avcı Temel'in önderliğinde ilerlemektedir.
Karşılarına küçük bir delik çıkar.
Temel: -yatın yere, tavşan deliği !
Bütün avcılar yere yatarlar. Gerçekten bir müddet sonra delikten tavşan çıkar.
Avcılar hemen vururlar. Tekrar yürümeye başlarlar.
Bir süre sonra büyükçe bir delik çıkar.
Temel : -Yatın yere, tilki deliği !
Yatarlar. Biraz sonra tilki çıkar, onu da vururlar.
Tekrar yola düşerler. Bu defa daha büyük bir delik çıkar.
Temel : -Yatın yere, ayı ını !
Yere yatarlar ve çıkan ayıyı vururlar.
İyice keyiflenen avcılar yürümeye devam ederler.
Kısa bir zaman sonra kocaman bir deliğin başında dururlar.
Acemiler hep birden Temel'e bakar.
Temel : -Uşaklar ne çıkacağını bilmiyorum. Ama yatın yere, ne çıkarsa bahtımıza!
Ertesi gün gazetelerde :
"Dört avcı tren altında can verdi..."
STİL
Öğretmen öğrencilere soru soruyor: - "Ağaçta 7 kuş var. Avcı ateş ediyor, 3 tanesini vuruyor. Ağaçta kaç kuş kaldı?" Biri cevap veriyor: - "4 kuş kalır." Başka bir çocuk da hemen atılır: - "Hayır öğretmenim ateş edince bütün kuşlar uçar, ağaçta hiç kuş kalmaz..." Öğretmen bunun üzerine: - "Cevap yanlış ama stilini sevdim", der. Çocuk buna karşılık verir: - "Öğretmenim, ben de bir soru sormak istiyorum... Karşıdan 3 bayan geliyor, ellerinde dondurma var. Biri yalayarak yiyor, biri emerek, biri de ısırarak... Bu bayanlardan hangisi evlidir?" Öğretmen düşünüyor, düşünüyor... - "Emerek yiyen evlidir", diyor... Çocuk cevap veriyor: - "Hayır öğretmenim, parmağında alyansı olan... Ama ben de sizin stilinizi sevdim.."
CEPHEDEKİ KARADENİZLİLER
Karadenizliler ile Ruslar cephede savaşıyorlar.
Günlerce siperin arkasından ateş edip duruyorlar, ama ölen yok.Rusların
aklına bir kurnazlık geliyor:
Biz bunlari kandırırız. Ünlü bir laz ismi bulalım hep birlikte
bağıralım, onlar ayağa kalkar seslenirler,biz de öldürürüz....
Ne diyelim?
TEMEL diyelim
Tamam "Temel" diyecegiz.Bir,iki,üç.....TEMEEEEEEL....!!!!
Karadeniz cephesinde Temeller ayağa kalkmış:
-Ne vaaaaar!
Ruslar ayağa kalkan Temelleri oldurmuş.Ruslar:
-Güzel oldu,bu sefer DURSUN diyelim. Bir,iki,üç... DURSUUUUUNN...!!!
Dursunlar ayakta:
-Ne vaaaar?
Ruslar,ayağa kalkan Dursunları da oldurmuşler:
-Güzel bu sefer İDRİS diyelim. Bir,iki,üç.....İDRİİİİİİİİİS...!!!!
İdrisler ayakta:
-Ne vaaaaar?
Ayağa kalkan İdrisleride oldurmuşler. Bunun üzerine Karadenizliler
cephesinde:
-Bu böyle olmaz hep azalıyoruz.Ayni oyunu bizde onlara oynayalim
-Tamam oynayalım
-Ne diyelim?
-VLADIMIR diyelim.
-Tamam.Bir,iki,üç... VLADIMIIIIIIIIIIIIIIIR....!!!
...karşı tarafta çıt yok.
- VLADIMIIIIIIIIIIIIIIIIR.....!!!!
... yine çıt yok.
Birazdan karşı cepheden:
-Kim bağirdıııııı?
Karadenizliler hep birlikte ayakta:
-BİİİİİİİİİİİİZ..!!!!!!!!!
Ada
Temel, Fransiz ve ingiliz'in bindikleri gemi
batmis.Günlerce aç susuz
> kaldiktan sonra bir adaya çikmislar.Tam kurtulduk
diye sevinirlerken bir
dolu yamyamyn bas uçlarinda belirdigini
görmüsler.Yamyamlarin niyetinin
kötü oldugunu gören kazazedeler :
- Ne olur bizi yemeyin, diye yalvarmislar. Kral yamyam :
- Sizleri bir teste tabi tutacagizz, en basarili
çikani affedecegiz. Her
birinizi birer kulübeye hapsedip birer maymun
verecegiz. Bir yil sonunda
en cok yavru maymun dogurtaniniz kurtulacak, demis
Kulubeler hazirlanmis,
maymunlar konulmus, kapilar sikica kapatilmis Hergün
kapi altindan
yemekler gönderilmis.
Birinci yilin sonunda kapilarin açilma zamani
gelmis.
Ilk olarak Fransizin kapisi açilmis. Üç tane yavru
maymun oradan oraya
zipliyor. Fransiz pestili çikmis bir durumda.
Ikinci olarak ingilizin kapisi açilmis. O da harap
durumda ama bes tane
yavru dogurtmus.
Son olarak Temel'in kulubesine giderken yamyam
hokomoko :
- Bu Türkler uçkurlarina çok düskün millettir. simdi
kapiyi açacagiz en
azindan on yavru üzerimize atlayacak demis.
Kapi açilmis ama ne görsünler Temel bir kösede kös
kös oturuyor., Temel'e
verilen maymun harap durumda, ortada da sadece bir
yavru var ama onun da
bir gozu var bir gozu yok, kafasi gövdesinden büyük,
kisacasi tam bir
hilkat garibesi!
- Ne lan bu!, demis hokomoko...
Bir yilda dogurta dogurta sadece bunu mu dogurttun?
- Ulan şerefsizler, demis Temel.
Vermissiniz şükredin!
TESADÜF BU YA!
Kopenhag'da bir genç doğum kliniğine girip danışmaya başvurdu:48 numaralı odada
yatan genç kızla görüşmek istiyorum.
Nöbetçi hemşire sordu:
Hay hay! Siz nesi oluyorsunuz hastanın?
Ben mi? Erkek kardeşi?
Bu sırada hemşirenin yanında duran hanım hemen atıldı:
Öyle mi? Çok memnun oldum tanıştığımıza. Ben
de annesiyim...
EVLİLİĞİN BÖYLESİ
Nasrettin Hoca evlen meye niyetlenir. Eş-dost bir hatuncağızı öve öve göklere çıkarırlar.
Şöyle huylu! Böyle soylu!
Dünyalar güzeli... Hoca'nın gönlünü çelerler.
Evlenirler. Zifaf gecesi yüz görümlüğünü veren Ho ca, gelinin duvağını kaldırır. Aman Allah'ım! Çirkin bir gelin.Gelin hanım, kocasına sadakatini göstermek için:
Hoca efendi, akrabalarından kime görüneyim, ki
me görünmeyeyim? diye sorar.
Hoca şaşkın:Aman hatun, bana görünme de kime görünürsengörün... der.
DOĞRU SÖZ
Müfettiş, öğrencilere sorar:
İçinizde en uslu kim?
Öğrenciler, hep bir ağızdan - cevap verirler:
Öğretmenimiz!
GEZGİN
Hoca'nın hanımı çok gezermiş. Düğün-dernek, bayram-seyran... dolaşırmış.
Hoca'nın dostları:
Hocam, yenge biraz çok do laşmıyor mu? derler.
Ne de olsa hatunu. Hiç laf söyletir mi Hoca...
Hiç sanmıyorum, der ve ekler:
O kadar dolaşsaydı, bazen bize de uğrardı...
EŞEK BAŞI
İstanbul'a yeni gelen köylü, ku yumcu dükkânının vitrinini merakla inceliyordu. Kuyumcunun çırağı, onunla alay etmek için:
Hemşerim, dedi, ne bakıyorsun öyle?
Hiç... Bu dükkânda ne satılır
diye merak ettim de...
Çocuk güldü:
Eşek kafası satılır.
Allah versin..Alışverişiniz yolunda olmalı...
Nereden bildin, dayı? Baksana, koca dükkânda seninkinden başka kalmamış!
NEYİ GÖRMEMİŞ
Şoför kullandığı taksiyle "Sağa dönülmez işaretine rağmen sağa saptığı sırada trafik polisinin keskin keskin çalan düdük sesiyle birden yavaşladı, sonra yolun kenarına çekilerek durdu. Trafik polisi, sağ elinde zincirden tuttuğu düdüğü sallaya sallaya yürüyerek tak sinin yanına geldi, sert bir sesle sordu:
Levhayı görmedin mi?
Şoför, kabahatli olduğunu kabul etmenin rahatlığı içinde itirafta bulundu:
Görmesine gördüm de sizi görmedim...
KILÇIK
Sınıfta öğretmen insan iskeletini göstererek sordu: Bunun ne olduğunu söyleyebilir misin Salim? dedi. Karadenizli Salim hemen
cevapladı:
İnsan kılçiğidür öğretmenim...
SON ÜMİT
Adam kaynanasıyla birlikte Avrupa gezisine çıka caktı, arkadaşı sordu:
Yahu sen hep kaynanandan yakınıp durmaz miy
din? Şimdide Avrupa gezisine mi çıkarıyorsun?
Ne yapayım kardeşim, sık sık Avrupa'yı görme
den Allah canımı almasın! deyip duruyor... Benimki, bir umut işte...
YAĞ SORUNU
Akıl hastanesine, kendisini ziyarete gelen arkadaşına dert yandı:Sorma dostum... Motora
meraklı olduğum için getirip buraya tıktılar beni. Allahaşkına, sen araba sevmez misin?
Severim. Zeytinyağlısından mı hoşlanırsın, tereyağlısındanmı?
ÖĞRENCİ ŞİİRİ
- Tembel bir öğrenci, yazılı kağı dına şu satırları yazmış:
Yürü boş kağıt, yürü... Öğretmenin yüzünü gör de gel.
Üç zayıfım vardı, dört oldu mu sor da gel...
APTALCA DÜŞÜNMEK
Federal Almanya vatandaşı dış yolculuktan döndü. Getirdiği papağanla kendi gümrüğüne girdi. Muayene memuru işin gereğini anlattı:
Canlı papağana, yüz mark gümrük ödeyeceksiniz.
Cansız içi doldurulmuş papağan olsaydı gümrüksüzdü.
Adamın bir anlık tereddütü üzerine papağan söze karıştı:
Bana bak Hans! Öyle aptalca şeyler düşünme!
YAŞLILIK
Bir adam,arkadaşınahastalığından dert yanıyordu:Hele şu sağ bacağımdaki romatiz
manın verdiği acıya hiç dayanamıyorum, dedi. Nedeni nedir, acaba?
Neden olacak, dedi öteki. Yaşlılıktan.
Bunların hepsi yaşlılık alâmetleri.Adam:
Saçma, diye yanıt verdi. Sol bacağım da sağ bacağım ile aynı yaşta. O neden ağrımıyor?
YORMASAYDIM
Temel otelde kahvaltı ederken, tabağındaki zeytini bir türlü çatalıyla yaka-layamaz. Epeyce uğraştığı- nı gören garson, yanına yaklaşır, çatalı alır ve bir seferde zeytine batırır. Temel küçümseyerek bakar:
Uyy garson, ha pu zeytinu pen yormasaydum, sen
oni zor yakalayaçağitun.
KURTULUŞ ÇARESİ
Temel, Cemal ve diğer Karadenizliler açık denizde küçük bir tekne ile fırtınaya tutulmuşlar dı. Yanlarından büyük bir gemi geçmekteydi.
Temel:
Uyy, kurtarun pizuuu... İmdattt!. diye haykırıyordu.
Geminin güvertesinden birisi de yanıt veriyordu: Biz adam almıyoruz, biz adam almıyoruz. Bunu duyan Temel: Uyy, haçan piz lazuz, lâz, alun pizu.
HIRSIZLIK AYIP
Bir eşkıya, fakir olduğu için Diyojen'e hakaret etmişti.Diyojen hiç kızmadı. Sadece:
Bir adama fakir olduğu için hakaret edildiğini ha yatımda hiç görmedim. Ama pek çok insanın hırsızlık tan ötürü asıldıklarım gördüm, dedi.
İLK KAMÇIYI EN ÇİRKİNİ VURACAK!
Müthiş bir eleştirici olan bir Bektaşi yazar, kadınlar hakkında öyle bir kitap yazmış ki söylenmedik söz bırak mamış. Bunun üzerine on- beş kadar kadın biraraya gelerek yazarı dövmeye ka rar verirler. Bir gün Bektaşi evine giderken yolunu kesip bağırmaya başlarlar:
Sen bizim hakkımızda bir kitap yapıp aleyhimiz
de türlü türlü şeyler yazmışsın. Biz de seni öldürünceye
kadar dövmeye karar verdik. Birer kamçı alarak buraya
geldik. Cezana hazır ol, diyerek kamçılan göstermişler.
Bektaşi kadınları yatıştırmaya çalışmışsa da başarılı olamadığından dayak yemeğe razı olarak:
Fakat bir şartla. Birinci kamçıyı içinizden en çirkin olanı vuracak, demiş. Kadınlar bu şartı kabul etmişler.
Fakat ilk kamçıyı vurmak için kimse öne çıkmayın ca, bu dayak faslı da yarım kalmış.
ÖLÜM KÖLE İLE KRALI EŞİT KILAR
Büyük İskender, Diyojen'i, birbiri üstüne yığılmış in san kemikleri arasında bir şey ararken görmüş ve ne yaptığını sormuştu.
Diyojen: Babanızın kemiklerini arıyorum.
Ama hangisinin kölelere, hangisinin babanıza ait olduğunu kestiremiyorum, cevabını vermişti.
DOMUZ ETİ YEMEYİZ
Şeyh Şamil esir düştüğünde, Ruslar bu kahraman adama büyük saygı göstermiş. Rus çarı kendisini yemeğe davet etmiş. Şeyh Şamil, yemekte, aç gibi iştahla yemiş.
Kahramanlığı kadar yemekteki iştahı karşısında da hayrete düşen çar:
Adama bak, demiş. Beni de yiyecek.
Şeyh Şamil cevap vermiş:
Biz müslümanız. Domuz eti yemeyiz.
ÇALARKEN NEŞELENMEK
Neyzen Tevfik'e bir gün sorarlar:
Çalarken mi neşelenirsin, yoksa neşeli olduğun zaman mı çalarsın?
O günlerde Maliye Bakam hakkında yolsuzluk dedi koduları alıp yürümüştür.
Neyzen Tevfik, fırsatım kaçırmaz:
Maliye Bakanı değilim ki, çalarken neşeleneyim,cevabını verir.
BEHLÜL'ÜN HAKİM MAKAMINA OTURMASI
Halife Harun Re- şid'in süt kardeşi di vane Behlül bir gün yoluna devam ederken pencereden bakmış ki hakimin yeri boş, hemen geçip o makama oturmuş. Bunu gören vazifeliler:
Vay gidi divane, senin bu makamda ne işin var?
Kalk bakalım, diyerek, sille tokat dışarı atmışlar. Bunu görenler Behlül'e sormuşlar:
A divane, böyle ne iş yaptın ki seni bu kadar dövüyorlar? demişler. O da cevap vermiş:
Ben bilmem, hakimin makamında bir dakika ya
oturdum ya oturmadım, buna rağmen bu kadar dayak yedim. Hakim ise sabahtan akşama kadar o makamda oturmaktadır,nekadar dayak yiyeceğini artık Allah bilir...
İSRAFÇI ADAMA DERS
Diyojen, israfçı tutumuyla bilinen bir adamla karşı lamıştı. Ondan bir lira istedi. İsrafçı adam:
Niçin başkasından 10 kuruş istiyorsun da, benden bir lira, diye sordu.
Diyojen şu uyarıcı cevabı verdi müsrif adama:
Çünkü, başkalarından yine istesem, bana verirler. Ama, bu israfın yüzünden, senin bir daha verebileceğin den şüpheliyim.
DOĞRU SÖYLEDİĞİN İÇİN
Bektaşinin biri, boynunu bükerek bir zenginin yanına yaklaşır. Sadaka ister.
Zengin adam:Utanmıyor
musun dilenmeğe yahu... Baksana güçlü -
kuvvetli bir adamsın.Sormayın... bir derdim var ki çalışmama mani oluyor.
Neymiş o dert?
Ne olacak tembellik!
Bu cevap zenginin hoşuna gider ve cebinin köşesindeki kuruşu Bektaşi'ye uzatır:
Al şu kuruşu bakalım... der. Bu parayı sana acıdığımdan değil, doğru söylediğin için veriyorum.
BİR GÖZÜN KÖRMÜŞ
Adamın biri evlenmiş. Her akşam, eli kolu dolu olarak evine gidermiş. Bir gün, her nasılsa, eli boş gitmiş. O güne ka- *- dar, hep kocasının eline bakan karısı, elini boş görünce, yüzüne bakmış ve bir çığlık atmış:
Aaa! Senin bir gözün körmüş.
SON ÜMİT
Nasreddin Hoca nın çok sevdiği eşeği bir gün kaybolmuş. Hoca, eşeği aramak için, kırlara doğru açılmış. Bir taraftan da bir türkü söyleme ğe başlamış.
Böylece dolaşıp dururken bir tanıdığına rastlar.Tanıdığı:Hoca, böyle türkü çağıra çağıra nereye gidiyorsun? diye sorar.
Hoca merhum da eşeğini kaybettiğini, onu aramakta olduğunu söyler.Ahbabı:
Bu ne iştir Hoca efendi? Benim bildiğim, insan
eşeğini kaybetti mi, feryat eder, ağlar, dövünür. Sen ise türkü söylüyorsun!
Hoca, ona önündeki tepeyi gösterir.
Bir ümidim şu dağın ardında kaldı. Eşeğimi orada da bulamazsam, o zaman siz dinleyin bendeki feryadı!
NİYE KOŞAYLAR?
Cemâl gazetesinden ba şını kaldırıp sorar:
Haa bu uşaklar ne ko-
şaylar böyle?
Temel cevap verir:
Ula bunlar koşicudur,
başbakanlık kupası için ko-şaylar.
Ha kupayı çime vereceklerdur?
Birinciye.
Öbürkilere bir şey yok midur?
Yoktur.
Öyleyse onlar niye koşaylar?
YALANCI
Asker, komutanın karşısına çıktı, izin istedi. Komutan se bep sordu:
Efendim, karım çocuğumuzun çok hasta olduğunu yazmış da..Yalan söylüyorsun. Çünkü karından gelen mektububen de okudum, hiç öyle bir
şeyden bahsetmiyordu.
Asker selâm verdi, tam kapıdan çıkarken, döndü ve samimiyetle:
Komutanım, dedi. İkimiz de yalancıyız anlaşılan, çünkü ben evli değilim.
İLK ATIŞTA VURMAK
Temel ile Dursun evlerinin bahçelerinde otururken bir tane, bir tane daha derken 21 pare top atılır.
Temel merak eder:
Nedir bu sesler?
Bugün komşu devlet başkam geldi. Onun için top
atılıyor, der Dursun.
Temel sinirli sinirli başını sallar:
Şu işe bak! Bizim zamanımızda tek atışta vurur
lardı...
DÜNYADA HERŞEY GEÇER
Baba erenler bir gün sokakta gezinirken dehşetli bir yağmura tu tulmuş.
Bir ağacın altına sığınarak boş bir arabanın geçmesini beklemiş. Bir saatten fazla beklediği halde oradan hiç bir araba geçmeyince kendi kendine mırıldanmış:
Bir de şu fani dünyada her şey geçer derler. Şura da bir saattir bekliyorum, daha bir araba bile geçmedi.
ALIŞMAK LAZIM
Gazeteci Halil Lütfi ile Peyami Safa, Bebek'e gidi yorlardı.
Tranvay gelince, Peyami Safa öndeki birinci mevki kompartımanına doğru yürürken Halil Lütfi, Peyami Safa'yı arkadaki 2. mevkie doğru çekti. Buraya binece ğiz, dedi.
Peyami Safa:
Senin gazeteci kartın yok mu? diye sordu.
Var, dedi Halil Lütfi.
Peki, neden birinci mevkie binmiyelimöyleyse?
Alışmak için.
Bakalım her zaman kartımız olacak mı?
FARZ EDELİM Kİ...
Temel'in küçük takası, on kişilik tayfasıyla Karadeniz'in engin sularında yol almaktadır. Temel tayfa larını yanına çağırır. Onlara şöyle der:
Uyy uşaklar, ha purada pi teneke altinumuz olsa idu ne ederduk?
Uşaklar:
Uyyy paylaşirduk onlari...
Temel öneriyi kabul eder ve altınları paylaştırmaya başlar:
Uyy... on peş altin bağa, pi altin süze, on peş altınbağa, pi altin süze...
Tayfalar buna itiraz ederler ve aralarında müthiş bir kavga başlar. Kıyasıya dövüşürler. Neden sonra Rize'ye geldiklerinde durumu mahkemeye intikal ettirirler. Mahkemede yargıç olayı anlattırır. Hem Temel, hem de
tayfaları olduğu gibi olayı anlatırlar. Bunun üzerine yar
Peki getirin altınları, dediğinde, hepsi bir ağızdan: Uyy hacim pey, pizum altinumuz falan yok, olacağinu farz edeyduk.
MAYMUN
Din dersi öğretmeni öğrencile re bütün insanların Adem ve Havva'dan geldiğini söyledi. Bir öğrenci söz aldı:
Bu doğru değil.
Nasıl yani? dedi öğretmen.
Babam bize maymundan geldiğimizi söyledi.
Sevgili çocuğum, dedi öğretmen, sizin özel ailetarihiniz bizi hiç ilgilendirmiyor.
ŞİŞEYİ EVDE BIRAKMIŞ
Doktor muayenede hastasına sordu:
Sigara içiyor musunuz?
Hasta:
Elbette, dedi. Ve cebinden
sigara paketini çıkararak ikram
etti. Doktor reddetmedi.İkisi desigaralarını yaktı. Doktor muayeneye devam etti:
İçki içiyor musunuz?
Aahh be doktorcuğum! İçerim, ama ne yazık kişi
şeyi evde bıraktım.
AKŞAM SERİNLİĞİ
Bir grup turist, kendi aralarında konuşuyorlardı. İngiliz hidrojeni patlatacaklarını, Rusla Amerikalı Ay ve Merih'i fethedeceklerini söylüyorlardı. Sıra bizim Temel'e gelince:
Şu yakında, ha biz da cüneşe ci- deceğuz,dedi.
Böyle bir tasarıdan hiç birisinin haberi yoktu. Hayretle sordular:Nasıl olur, henüz yıldızların keşfedilmediği bir
evrende, güneşe gidebilmek, olacak şey değil!
Pekio kadarsıcağa nasılkarşı koyabileceksiniz
Hesabı sıkı yapılmıştır. Akşam serunluğunda ci
deceğuz da... der bizim Karadenizli.
LİSTE
Adamın birini kuduz kö pek ısırmış. Ama adam çok vurdumduymaz olduğu için, bugün iğne olurum, yarın iğ ne olurum derken iş işten geçmiş. Doktora başvurup da kuduz olduğu gerçeğini anlayınca hemen bir kağıt kalem isteyip uzun uzun bir şeyler karalamaya başlamış.Doktor uzun süre beklemiş, bir ara dayanamayıp hayretle sormuş."
Vasiyetnameniz bu kadar uzun mu?
Vasiyetname hazırladığımı söyleyen kim doktor?
Ben ısıracağım siyasilerin listesini yapıyorum! demiş.
İPE UN SERMEK
Nasreddin Hoca, münasebetsiz kom şusunun hemen her gün olur olmaz şeyler istemesinden bıkmış.Komşu bir gün çamaşır ipi isteyince:
Veremem, demiş. İpe un serdim.
Aman Hoca, ipe un serilir mi?
Adamın vermeye niyeti olmazsaipe un serer...
AYNI YERDE
Temel uzun zamandır gör mediği arkadaşı Cemal'le İstanbul'da karşılaşır:
Uşak nasilsun pakayum?
İyiyum...
Çocuklarun nasuldur?
Onlar da çok iyidur...
Ha karin nasuldur?
Temel böyle sorunca Cemal'in birden yüzü deği şir... Temel arkadaşının karısının geçen yıl öldüğünü ha tırlayıp hemen şöyle der:
Yani aynı mezarda mi yatayii?
ARHAVİLİ
Gün: 12 Ekim 1492... Kristof Kolomb, batı yönüne giderek Hindistan'ı bulacağına inanıyor ya! Gitmiş, git miş... Amerika sahillerine yanaşmış... Sabah hava yeni aydınlanıyor. Kolomb, "Santa Maria" gemisinde büyük üniformasını giymiş. Zabitler ve tayfalar güverteye sıra lanmış...
Kıyıda da Kızılderililer sıralanmış. Başlarında Koca Reis var. Gemi yaklaşmış, yaklaşmış... Ses mesafesine girmiş...
Bu sırada gemidekilerden biri iki elini ağzına yanaştırıp bağırıyor: "Ha orada bir Rize'li var midur?"
Kızılderili saflarından da birisi bağırmış: "Ha Rize'li yoktur, ama Arhavi'li vardır daa..."
DESENE OCAĞIM SÖNDÜ
Gurbette çalışan iki Karade nizliden biri izinden dönmüş, hemşerisine memleketten haber ler veriyordu:Memlekette kar yağdı,
kurtlar çakallar köye kadar indi,
dedi. Bunun üzerine arkadaşı:
Bir zarar verdiler mi?
Sizin çilli horozu çakal kaptı.
Peçi Karabaş nerede imuş?
Eşek Karabaşa tekme atarak öldirmuş.
Eşek değirmenda değul miydu?
Değirmenden babanın tabutunu cetirmişdu.
Uy, babam öldi mu?
Öldü ya. Ananın ölümüne dayanamadu da..
Ah anam ah! O da mu öldi?
Eviniz yanarken kurtaramaduk.
-Uyy desene ocağum söndü...
ÇENESİ DÜŞÜK
Fikret ilk karnesini almıştı. Notları çok iyiydi, fakat bir not düşülmüştü:Çok konuşuyor.Babası karneyi imzaladı ve ekledi:
Siz bir de annesini görseniz.
Aynı Karadenizli birkaç gün sonra bir bakkala gitti. "Bana bir mim verin..." dedi.
Bakkal anlayamadı, birkaç kez tekrar ettirdi, sonra eliyle göstermesini istedi. Karadenizlinin işaretine ba kınca:Yooo, o mim değil mumdur, dedi. Olsun, mim demek, dayak yemekten iyidir, dedi Karadenizli.
DAYAK YEMEKTEN IYI
Karadenizli vapur acentasına gitti:
Biz vapuru kaçirduk, başka
vapur bulur misunuz?, dedi.
Kaç kişisiniz? Yediyuz.
Acenta yetkilisi bu kadar müş
teriyi kaçırmamak için hemen yeni
bir vapur istedi. Vapur geldiğinde Karadenizli ve arkadaşları rıhtımda toplanmışlardı. Ama nedense fazla kalabalık değillerdi. Görevli sordu:
Hani yedi yüz kişiydiniz?
Doğridur, işte pir, içi, üç, dört, beş, altı, yedu.Toplam yediyuz da..., dedi Karadenizli.
Kafası attı acenta yetkilisinin. Karadenizliyi bir gü zel dövdü ve:
Eğer, bir daha (i) yerine (u) dersen; canına okurum... dedi.
HESAP
İki sarhoş kıyasıya kavga etmiş, birbirlerinin kafasını gözünü yarmışlardı. Polis kavgacı sar hoşları hastahaneye getirdi. Doktor, yaralarını pansuman yapmak için hemşireye seslendi:Hemşire hanım, alkol getirin çabuk!..Sarhoş:Alkol istemem artık... Hesap getirin!., diye bağırdı.
HADDİNİ BİLMEK
Genç bir Amerikalı kız, Beethoven'in yaşadığı evi zi yaret etmiş, bu büyük sanatkârın piyanosu başına geçe rek onun "mehtap Sonatı"m gururla çalmaya başlamış tı.
Bitirdikten sonra, kendisine sert gözlerle bakan bek çiye:
Tahmin ederim, çok sayıda büyük insan burayı
ziyaret etmiştir, dedi. Evet, dedi bekçi. Ünlü müzisyen Pederewski, geçen hafta burada idi. Kız sordu:
Ve Beethoven'in piyanosunda çaldı değil mi?
Hayır çalmadı, cevabını verdi yaşlı bekçi ve sözlerine şu cümleyi ekledi:
Çünkü kendisini Beethoven'in piyanosunda çal
maya lâyık görmedi.
CİNSİNE GÖRE
Belediye otobüslerinin ne kadar kalabalık olduğu malûm. İşte böy le bir otobüste yolculuk eden Temel'in aya ğına iri yarı bir adam basar... Nasırı acıyan Temel, adamın yanına yaklaşır ve sorar:
Ula uşak, sen nerelisun?
Adam, Temel'e bakar, nereli olduğunu söyler ve ar dından sorar:
Niye sordun?
Hiç,bu cinsayular hangi memleketteyetişur diye
merak ettum daa... der Temel.
YEMEKTEN SONRA MI?
Doktor hastasını muayene ettik ten sonra saptadığı perhiz programı nı yazıyormuş:
Sabahları bir dilim ekmekle
yüz gram beyaz peynir. Öğleyin bi
raz salata ve haşlama et. Akşamları
bir dilim ekmek, yağsız süt ve bol
meyve yiyeceksiniz...
Hasta:
Peki doktor bey, bu yazdırdıklarınızı yemekten
sonra mı yiyeceğim yoksa yemekten önce mi?
NİÇİN HAPSEDİLMİŞLER?
Bir komünist Sovyet cezaevinde, 3 mahkûm arala rında konuşuyorlardı: Birinci mahkûm üzüntülü bir ses le:
Ben işime geç geldiğim için hapsedildim, dedi.
İkinci mahkûm hapis gerekçesine şöyle açıkladı:
Ben ise, işime erken geldiğim için hapsedildim.
Bir kapitalist casusu ancak işine erken gelir, dediler.
Üçüncü mahkum da şöyle konuştu.
Ben de işime tam vaktinde geldiğim için hapse dildim.Beni de, bir kapitalist saati taşımakla suçladılar.
AKIL
Temel birgün Dursun'a balık kılçığı yemenin insanın kafasını çalıştırdığını söylemiş. Bu habere sevinen Dursun yanına Temel'i de alarak hemen bir balık lokantasına gitmiş. Az sonra gelen balıkların etini Te mel, kılçıklarını Dursun yemiş. BöylecĞ üç porsiyon balık tü ketildikten sonra Dursun hesa bı ödemiş ve dışarıya çıkmışlar. Yolda bir ara Dursun:
Baa bak Temel. Sen galiba kazuklayisen beni..?
Temel gülerek cevap vermiş.
Bak, gördün mü? Kafan çalışmaya başladı ble..?
DOĞRU SÖZE NE DENİR?
Hastayı ameliyathaneye götürüyorlarmış. Sedyenin başucunda yürümekte olan operatör bir ara hastanın ku lağına eğilmiş:
Bakın beyfendi, size yalan söyleyecek değilim. Size yapacağım bu ameliyatın başarı şansı yok denecek
kadar az. Ne olur ne olmaz, size şimdiden soruyorum,
son olarak size bir yardımım dokunabilirse, çekinmeden söyleyebilirsiniz, demiş.
Hastanın gözleri faltaşı gibi açılmış:
Evet doktor bey. Lütfen buradan kalkmama ve gi
yinmeme yardım eder misiniz?
TEŞEKKÜR
Adam, hızlı hızlı merdivenleri tırmanıp doktorun yanma geldi.
Teşekkür ederim doktor bey, tedavinizden çok memnun
kaldım,dedi.Ama siz benim hastam değilsinizki.
Adam güldü:Haklısınız doktor bey. Amcam sizin hastanızdı. Ve şimdi tüm serveti bana kaldı...
ADALETLİ PAYLAŞIM
Güngörmüş, yaşlı ve tecrübeli bir adamdan, iki kar deş arasında, babalarından kalan malı âdilâne şekilde paylaştırmasını istemişlerdi.
Yaşlı adam şu formülü tavsiye etti: Kardeşlerden biri malı mülkü ikiye ayırsın. Öteki kardeşe de seçme hakkı verilsin. Gerçekten de akıllıca bir öneri değil mi?
OLEY
Temel, İspanya'da boğa güreşlerine gitmiş. Kalabalık bir seyirci toplulu- Vğu varmış. Herkes matadorun hare ketlerine hep bir ağızdan "Oleeey!
Oleeey!" diye bağırıyormuş, ama Temel onlar sustuktan sonra tek başına Oleeey! Oleeey! diyormuş, Yanındaki İspanyol merak etmiş:
Kardeşim niye bizimle beraber bağırmıyorsun
da, tek başına "Oley" diyorsun?
Temel:
Uşağum, ben boğayı destekliyorum, demiş.
OTOBÜS
Temel ile Dursun otobüsle İstanbul'a gidiyorlardı. Yolun yarısına gelince şoför:
Sayın yolcular, şanzıman bozuldu bir saat mo
la veriyoruz..
Temel sordu:
Yahu Dursun, bu şanzıman nedir?
Ha şu vites varya,işte oni çalıştıran alettir.
Temel sinirlendi:
Ben onun bozulacağını baştan anlamıştım. Şo
för ha bire onunla oynuyordu...
KÖTÜ HABER
Sabahın bu erken saatinde sizi rahatsız ettiğim için özür dilerim, dedi doktor telefonda hastasına. "Ama tahlil sonuçlarınızı aldım ve size verecek çok önemli haberlerim var. Kötü haberle mi başlayayım, yoksa çok kötü haberle mi?
Kötüsüyle başlayın doktor,
dedi hasta sinirli bir sesle.
Şey, dedi doktor. Teşhisime göre yirmi dört saat ömrünüz kaldı. Zavallı hasta donup kaldı. Sonra biraz gücünütoplayıp sordu: Peki çok kötü olan haber ne? Size dün haber verecektim, ama telefonunuz cevap vermiyordu.
ALDATMIŞ
Kahveye iriyarı, öfkeli bir adam girdi; olanca sesiyle bağırdı:
Ahmet kim?
Kimse ağzını açmadı. Gelen adam bir daha bağırdı:
Ahmet hanginiz? Çabuk karşıma çıksın!
Sonunda ufak tefek, çelimsiz biri yerinden kalktı:
Benim.
Kabadayı, yumruklarım sıkıp onun üstüne atıldı, pestilini çıkanncaya kadar dövdü. Kahvedekiler yerlerinden kımıldamıyorlar, neredeyse soluk bile almıyor lardı.
Kabadayı gittikten sonra dayak yiyenin başına üşüş tüler:Hastaneye götürelim mi?
Yerde kanlar içinde yatan adam, bir iki yutkunduktan sonra konuşabildi:
Nasıl kandırdum enayiyu. Benim adım Temel.
Amma nasil inandırdum oni!..
EVİN YOLU
Neyzen Tevfık, Aksaray'da bir ev kiralar.
Yeni taşındığı sıralar, gece eve dönerken ara sokak içindeki evini bulmakta güçlük çekmektedir. Bir gece,
karşısına çıkan bekçiye:
Bekçi baba, der, Neyzen Tevfık buralarda bir yerde oturuyor. Sen evini biliyor musun?
Bekçi, "bana kül yutturamazsın" dercesine bakıp ce vap verir:
Neyzen Tevfik sensin, a beyim.
Ben sana Neyzen Tevfik ben miyim? diye sorma
dım ki... Neyzen Tevfik'in evini sordum!
BİLGİSİZLİĞİN SONU
Gençliğinde din bilgisi alamamış, cahil fakat iyi ni yetli bir kişi, hayli yaşlan dıktan sonra, durumundan pişman olarak din dersi almaya başlamış. Bir caminin
imamı ona din dersi vermeyi kabul etmiş. Adam 40 yaşından sonra başlamış sıfırdan öğrenmeye.
Ama daha ilk günlerde Subaşı'nın dikkatini çekmiş. Subaşı şehrin emniyet ve huzurundan sorumlu ya... Osmanlı Devleti zamanında bunlar sokakları kontrol eder, şüpheli gördükleri insanları sorguya çekerler. Köyden yeni gelmiş, henüz şehre alışamamış bu garip adam da dikkati çekmiş ve yakalanmış... Subaşı'nın hu zuruna çıkınca da büsbütün şaşırıp abuk sabuk konuşmaya ba,şlamış. Subaşı hiddetle çıkışmış adama:
Sen Müslüman mısın?
Adam şaşkınlık ve korku içinde, biraz da bu işin so nunu düşünerek aklı dağınık bir halde cevap vermiş:
Müslümamm.
Müslümamm olur mu? Müslümamm elhamdülil
lah, diyeceksin be adam... Müslüman olduğundan dolayı Allah'a şükretmek yok mu? diyerek daha bir kızmış
ve biraz fazlaca da şüphelenmeye başlamış. Adam bukadar basit bir şeyi bilmiyor,varbunda bir bit yeniği demiş...
Madem Müslümamm diyorsun. Söyle bakalım İs
lâm'ın şartı kaçtır?
Adam, herhalde dinlediği hikâyelerin ve masalların da etkisiyle şaşırarak:
Kırktır efendim, demiş.
Subaşı'nın hiddeti son haddine çıkmış ve demiş ki:
Bu adam galiba bizi aldatıyor. Müslümamm dedi
ama, daha onun şartının kaç olduğunu bile bilmiyor.Yatırın falakaya...
Adamı falakaya yatırmışlar. Tabanının altına ver et mişler sopayı. Kalktığında ayaklarının üzerine basacak hali yokmuş. Şiddetli bir acıyla kıvranarak ve topallayarak, iki gözü iki çeşme ders almaya başladığı camiyi bulmuş.. Hoca onu bu perişan vaziyette görünce:Bu ne hâl? diye sormuş.
Adam başına gelenleri anlatmış,
Ah hocam, demiş. İslâm'ın şartını sordular. ,
Hoca atılmış birden:Beştir deseydin keşke...
Aman hocam, demiş adam. Hiç beş der miyim?
Ben 40 dediğim halde bu kadar dövdüler. Bir de Allahkorusun, beş deseydim, öldürürlerdi herhalde...
KİMDEN YANAŞIN?
Temel ile Cemal, kahvede oturmuş sohbet ediyorlardı. Temel birden sordu:
Ula Cemal,
tenhada pi domuzarastlasan ne edersun
de pakayum?Tüfeğimle ateş ederum oğa!
Ya tüfeğin yoğsa? Kafasına sopayla vururum daa... Peçi ya sopan da yoğsa?
Pıçağumla öldirurum oni.
De pakayum yanında pıçağın da yoğsa?
Ula Temel de pakayum bağa. Sen penden yana
musun, yoksa domizdan yana mu?
HERİFİN ADI
Hitler Almanya'da Başbakan olduğun da, yıl 1933'ü gösteriyordu. Kısa bir sü re sonra, öyle "iyi günler" falan gibi se lamları kaldırıp, Alman selamı işte bu dur deyip, "Heil Hitler (yaşasın Hitler)" diye bağırtmaya başladılar Almanları. Metazori. Başka selamlar vatan hainliği sayıldı.
Ünlü komedyen Karl Valentin akşam vakti her zaman uğradığı meyhanesinde yediiçti.. Borcunu ödedi. Kalktı, gidecek. Herkes me rak içindeydi, nasıl veda edecek diye. Valentin kapıya yaklaşıp herkese doğru dönerek elini kaldırdı ve bağır dı: "Heil..." Sonrası yok. Herkes bakıyor ve düşünüyor. Bir daha bağırdı: "Heil..." yine o kadar.. Düşünüyor. So nunda dayanamadı ve dedi ki:
Yahu, herifin ismini unuttum!
GEMİYİ DURDURAMAZLAR
Amerika'da, Robert Fulton'un Clarment adındaki ilk buharlı gemisi, Hudson Nehrinde ilk seferine hazırlanı yordu.
Nehrin 2 yakasında, bu tarihi hadiseyi görmek için, onbinlerce insan toplanmıştı.
Seyircilerden biri kötümser yaşlı bir çiftçiydi.Gemiyi yürütmeyi asla başaramıyacaklar, diyordu.
Fakat, neticede gemi çalıştı, sür'ati de gittikçe arttı. Hızı arttıkça, geminin bacasından çıkan duman koyulaştı.
Nehrin 2 sahilindeki halk bu büyük başarıyı çılgınca alkışladılar.
Kötümser yaşlı çiftçi ise gördüklerine inanmazcası- na başım 2 yana sallıyarak:
Ama, gemiyi asla durduramazlar, diyordu.
KORKUTMA BEDELİ
Dişçi, müşterisine:
Bu diş çekimi için siz
den iki misli ücret almak zorundayım hanımefendi. Neden doktor bey?
O kadar yaygara yaptınız ki, bekleme odasındakimüşterilerimden ikisi çığlıklarınızı duyunca hemen kalkıp gittiler.
BABA MESLEĞİ
İngiliz yazarlarından Bernard Shaw, bir akşam, İn giltere kraliçesinin bir ziyafetinde bulunuyordu.
Bir aralık kendini beğenmiş genç bir Lord, ona:
Babanız küçük bir terzi idi, değil mi? diye küçüm ser bir tavırla sordu.
Shaw:
Evet, diye cevap verdi. Lord:
O halde siz de ne diye terzi olmadınız? diye sorusunu yeniledi.
' Shaw gülümseyerek Lord'a:
Babanız herhalde centilmen bir adamdı, değil mi?dedi.
Ona ne şüphe, cevabını alınca sözlerine şöyle devam etti:
O halde, siz de neden centilmen bir adam olma
dınız?
HEPSİ BİRDEN
Bektaşi'nin biri cömertli ği ile meşhur bir zengin ile tanıştı, ahbap oldu. Bektaşinin fakirliğini öğrenen zengin:
Sana para mı vere yim, bir at mı hediye edeyim, bir tarla mı ba ğışlayayım, beğen be ğendiğini... diye sordu.
Bektaşi:
Parayı cebime yerleştirir, atıma biner, tarlama giderim, dedi.
TANIMIYORMUŞ
Temel ile Cemal çok samimi arkadaştılar. İçtik leri su dahi ayrı gitmeyen bu iki arkadaş bir gün para yüzünden birbirleriyle mahkemelik olurlar.
Yargıç mahkeme salonunda karşısında Temel ile
Cemal olduğu halde durumu açıklar. Temel'in arkada şından 6orç para aldığı halde geri vermediğini söyler. İddianame okunur, şahitler birbiri ardınca dinlenir ve söz Temel'e gelince:
Ha pen pu uşaktan borç para almadum. der.
Cemal bir arkadaşına, bir de yargıca baktıktan son ra:
Ha sen penden para almadin mi?der.
Temel anlamsız gözlerle baktıktan sonra:
Hacim peğ, pen pu adami tanımayrum çi, ondan
para alayum... der.
Ha sen penu tanimay misun?
Tanimayrum tabii...
Cemâl, "Allah kahretsin!" gibilerden sağ elini yuka rıdan aşağıya salladıktan sonra:
Peçi öyleyse, pen de senu heç tanimayrum... der.
NEDEN YEMEZSİN?
Nasreddin Hoca Akşehir'e yeni geldiği sıralar parasız kalmış. Karnı da aç... Sokak larda dolaşırken bir fırın görmüş. Yeni çıkan ekmeklerin kokusuna dayanamayıp fırına girmiş, tezgâhın başın daki adama sormuş:
Bu ekmeklerin hepsi senin mi?
Benim.
Be adam, madem ki bu kadar mis gibi kokan ek
meğin var, ne diye oturup da yemezsin!
İPTAL
İş adamı sekreterine:
Hafta sonundaki bütün randevularım iptal edildi
mi kızım? dedi.
Ettim, beyefendi. En çok da Leman Hanım üzül
dü. Cumartesi günü onunla evlenecektiniz ya...
BOŞUNA MI?
Temel ölüm döşeğindedir. Karısı Fadime'yi yanına çağırır:
Fadime, hizmetçi kızla aldatiyordum seni, beni
affet. Hakkım helal et.
Bileyirum, boşina mi zehirledum seni sanaysun?
TEMEL VE FADİME
Temel, karısı Fadime ile dargındır. Ayrı odalarda yat maktadırlar. Konuşmak zorun da oldukları şeyleri yazılı ola rak birbirlerine anlatmaya çalışıyorlardı. Bir akşam Fadime yatağına yatacağı zaman dola bının yanında küçük bir pusula bulur. Pusulayı Temel yazmıştır. Şöyle demektedir:
Sabah penu saat peşte uyandurasın...
Ertesi sabah saat sekizde uyandığı zaman Temel ya nındaki masanın üzerinde şu pusulayı görür:
Temel, haydi kalk saat peşe celeyi...
NİÇİN BALIK TUTAMIYORMUŞ?
Bir Batılı Alman ile bir komünist Rus, sınırın iki yanında balık avlıyordu.
Alman birbiri ardınca balık tutarken, Rus'un oltasına bir tek balık bile gelmiyordu.
Nihayet Rus nehrin karşı yakasındaki Alman'a ses lendi:
Sen balık tutarken aynı nehirden, ben neden hiç
bir balık tutamıyorum?
Alman biraz düşündükten sonra cevap verdi:
Belki senin tarafında, balıklar ağızlarım açmaktan korkuyorlardır.
ÇOK YAŞA
Diktatörün biri, nutuk vermek üzere halkı kentin stadyumu na çağırmıştı. Tam mikrofon başına gelmişti ki, ön sıralar dan birindeki dinleyici aksırdı.
Kim hap sırdı? diye sordu.
Cevap alamayınca, muhafız kıtasına emir verdi:
Ön sıra!
İlk sıradakiler yaylım ateşine tutuldular. Diktatör yine sordu:
Kim hapşırdı?
Yine cevap yok. Yine yaylım ateş...
İlk on beş sıradakilerin hepsi öldü. Aynı soruyu on altıncı sıradakilere sorunca, çelimsiz bir adam yerinden kalkıp korka çekine:
Ben hapşırdım Sayın Başkanım, dedi.
Diktatör, aradığını bulmanın rahatlığı içinde:
Çok yaşa! dedi. Ben de "çok yaşa" demek için
sormuştum zaten.
MUAYENE..
Temel tedavi için İstanbul'a gelir ve doktora gider.
Muayenehanede doktor Temel'e soyun masını söyler. Temel soyunur ancak uzun süredir yıkanmadığı için ter kokmaktadır.
Doktor sinirlenir:
Arada bir yıkansanız fena olmaz.
Bileyrum doktor, memleçetteki doktor da öyle
söyledi, ama pen ceneeyi bir doktora cöruneyum diye
celdum.
TAM İSABET!
İçtihad dergisini yayımlayan Abdullah Cevdet'in bir şiirindeki:
Ben bu vatanın öksüzüyüm
dizesi, dizgi yanlışı sonucu:
Ben bu vatanın öküzüyüm
biçiminde çıktı.
Abdullah Cevdet buna pek öfkelenmişti. Önüne ge lene dert yanıyordu. Babıâli yokuşundan inerken Süleyman Nazif e rastladı. Uzun uzun yakındıktan sonra sor du:
Ne dersin bu işe?
Süleyman Nazif cevabı yapıştırdı:
Tam isabet, tam isabet!..
SAYI
Akıl hastanesini gezmekte olan gazeteci, bir koğuşta rastladığı hastaya sordu:Burada kaç kişisiniz?
Karşısındaki, elini "boş ver" anlamında salladıktan sonra:
Asıl, dedi, siz dışarda kaç kişisiniz?
NEREDEN KARDEŞİ OLUYORMUŞ ?
Adamın biri Hükümdarın kapıcısına gelir ve ona:
Anne-baba bir kardeşin geldi, demesini söyler.
Hükümdar, içeri girmesine izin verir. Aralarında şu konuşma geçer:
Nereden kardeşim oluyorsun sen?
Adem ile Havva'dan.
Ona bir dirhem verin.
Anne-baba bir kardeşine bir tek dirhem mi veri
yorsun?
Adem ile Havva'dan olan her kardeşime bir dir
hem verecek olsaydım, sana bu kadarı bile düşmezdi...
KUŞ SANMIŞ!
Saf köylü, şehre iş için gel miş. Bir evin penceresinde gördüğü papağanın renk renk tüylerine hayran oluyor.
Allahım... Ne güzel yaratıkların var... diyor.
Tam o sırada papağan konuşmaya başlıyor:
Ne bakıyorsun?
Köylü, neye uğradığını şaşırıyor:
Kusura bakma hemşerim. Seni kuş sandım da...
NİÇİN ALKIŞLIYORLAR?
Bir gün Einstein'la, meşhur komedyen Charlie Chaplin otomobille Hollywood'dan geçiyorlardı. Gören herkes onları alkışlıyorlardı.
Charlie, Einstein'a dönerek:
Bakınız, dedi, ikimizi de alkışlıyorlar.
Sizi anlamadıkları için, beni de anladıkları için alkış lıyorlar.
ZEKA
Cemal İstanbul'a yeni gelmiştir. Şe hirde bir kilisenin çanını vakitli vakit siz çalarken görür. Temel'i bulur ve sorar:
Ulaa Temel, ha pu kilisenin çanu niye çalayuuu...
Temel düşünür ve:
Görmeyi misun Çemaal, birisu ip unu çekeyu da
ondan çalayuuu... der.
DÖVE DÖVE ZINDIK ETMEK REVA MI?
Harun Reşid'in huzuruna, zındık olduğu söylenen bir adam getirirler.
Harun:
Sen zındık imişsin, doğru mu? diye sorar.
Adam inkar eder. Harun:
Hayır, sen zındıksın! dedikten sonra, ikrar edinceye kadar dövülmesini emreder. Adam:
Sultanım! Bir putperest huzurunuzda müslüman
olsa, kaftan giydirerek iltifat ettiğiniz halde; bir müslümanı döve döve zındık etmek haktan reva mıdır? der.
Bu söz, Sultan'ın hoşuna gider, adamı affederek serbestbırakır.
YANIYOR
Temel, pencereden kom şusu Cemal'e seslenir:
Ula uşak, ineklerunun
arasunda pipo, nargile içeni var midur?
Ula öyle şey olur mi?
Öyleysa ahirun yanayi!
ZOR GÖREV
Bütün parasını ortaya süren adam, pokerde kaybetti. Kaybedince kalp krizi geçirip oluverdi. Masadakiler, haberi ölenin karısına kimin vereceğini tartıştılar. Görev, içlerinden birinin üzerine kaldı.
O da ölenin karısını buldu, anlatmaya başladı:
Kocanız pokerde...
Kadın atıldı:
Bütün parasını ortaya koydu, değil mi?
Koydu ve...
Hepsini de kaybetti, öyle mi?
Kaybetti, hanımefendi.
Allah canını alsın o herifin!
Aldı, hanımefendi.
MISIR UNU
Temel reis, deniz kazasından sonra tek başına, terk edilmiş bir adaya düşer.
Aradan yıllar geçer ve yine kaza sonucu genç ve güzel bir kız yüzerek adaya çıkar. Genç kız, kendisini karşıla yan Temel reise anlamlı an lamlı güler;
Herhalde yıllardır hasretini çektiğin şeye kavuşacaksın şimdi.
Uyy, yoksa mısır un imi ceturdun yanında?
NİÇİN FENER TAŞIYORMUŞ?
Adamın biri, bir gece, elinde fener, omuzunda kova ile bir âmâya rast gelir. Âmâ yakınlardaki bir ırmağa varıp kovayı doldurmuş geri dönmektedir.Kendisine:
Sen âmâ (gözleri görmeyen) bir adamsın. Gece ile gündüz senin için birdir. Niçin fener taşıyorsun? Âmânın cevabı ibretli olur:
Ey boş kafalı adam! Feneri senin gibi kalbi âmâ(kör) olanların karanlıkta bana çarpıp ta su kabımı kırmamaları için taşıyorum...
KAYSERİLİ
Okuma-yazma bilmediğini önce den söyleyenlerden birinin, bilenler tarafına geçtiğini gören kumandan bağırır:
Sen neden o tarafa geçiyorsun
oğlum?
Acemi er gayet ciddi bir ağızla:
Kumandanım, der. Okumam
yazmam yok ama Kayseriliyim!...
BANA SOR
Bir adamın gayet huysuz bir hanımı varmış. Kadın bir gün Cenazesini kaldıracakları vakit imam, âdet gereği:
Ey cemaat! Şu hatunu nasıl bilirsiniz? deyince, adam imama:
Be hocaefendi! Cemaat ne bilsin, onu bana sor!
demiş.
SİZDEN AVANAK KİMSE YOK
Napolyon Bonapart, ki Avusturya İmparatorunun damadı idi, bir gün o taraftan fena bir haber alır. Kayın pederine öfkesinden hanımı Maria'ya:
Baban çok avanaktır,der.İmparatoriçe, fransız-
çayı iyi bilmediğinden, "avanak" manasına olan fransız- ca kelimeyi anlayamaz, hazır bulunan başbakandan bu kelimenin manasını sorar. O, iki tarafı da gücendirme mek için:
Dirayetli demektir, der.Bir kaç gün sonra, imparatoriçenin başkanlığı altında hususi bir meclis kurulur. Mühim bir madde müza kere olunduğu sırada kraliçe başbakana:
Bu işin düzeltilmesi himmetinize bağlıdır, çünküiçimizde sizden avanak kimse yoktur!der.
FOTOĞRAF
Temel, ahırda ineklerin arasında fotoğrafım çektirir ve yirmi yıldır gurbette olan dayısına yollar. Resmin arkasına da şöyle yaz mıştır:
Ortada, işaretleduğum penum!
KIRKAYAK
Lüks bir Mersedes Temel'e çarpar. Temel'in bacağı kırılır. Hastanede mersedesin sahibi hem özür diler hem de uzlaşma önerir.
Temel:
Olur efendu, der. Bağa bir beşyüzmilyon pango-
not verursen vazgeçerum davadan.
Yahu ne yapıyorsun ben milyarder miyim? Ha sen milyarder değilsun da ben kırkayak miyum?
TİCARETE DÖKMENİN ANLAMI YOK
Köyden şehire göçmüş cahilin biri, camiye pek gitmediği gibi, zaman zaman din adamları aleyhinde de lâflar edermiş. Bir ğün, ondan alacaklı ve bakkal dükkânı sahibi olan hoca bunu sıkıştırmış:
Ula Memo! Sen müslüman
değil misin?
Elhamdülillah müslümanım.
Niye öyleyse, namaz kılmıyorsun?
Kılacağım.
Oruç?
Tutacağım.
Karına iyi davranacak mısın?
Davranacağım.
Komşularla da iyi geçinecek misin?
Geçineceğim.
Borçlarını da ödeyecek misin?
Sözün buraya gelmesine fena halde sinirlenen Memo:
Hoca efendi,hoca efendi!demiş.îşi ticarete dök
menin âlemi yok.
KAZA
Polise bir ihbar gelir. Te mel ile Dursun kaza yapmıştır. Polis olay yerine geldiğinde görür ki, ara balar sapasağlam, Temel ile Dursun'un ağzı burnu dağılmış. Polis sorar:
Anlat Temel. Olay na sıl oldu?
Komserum... Hava sisli olduğundan kafamı pencereden çıkarmış öyle gideyirdum. Meğersem Tur sun da karşidan öyle geleyirmuş...
ATINI ALSIN
Temel komşusunun atını almış, uzak bir Karadeniz köyüne gitmiş. Atı uygun bir yere bağlayarak düğün evine çıkmış. Kendisi gibi uzaktan gelen diğer davetli ler de atlarım Temel'in atının yanına bağlamışlar. Ak şam üzeri düğün dağıldığında, Temel atım alıp geri dö necek amma acaba hangi at kendisinin, bir türlü karar verememektedir. Bu arada diğer atların sahipleri de
orda toplanıp dönüş hazırlıkları içindedirler. Temel'in işi acele olduğu için bir an evvel gidecek, fakat atını ta- nıyamıyor.Bir an düşünür ve tabancasını çeker:
Uyy uşaklar ha puriye pakın, herkes atinu alsun, pen penum atimu vuracağum daa...
Bunun üzerine oradakiler hemen atlarına binerek uzaklaşırlar. Temel'e de kendi atı kalır ve bir yanlışlık yapmaktan kurtarır kendini.
AT
Küçük Temel dert yanıyordu:
Babacığım, bizimöğretmen atları tanımıyor!
Nasıl olur, bir öğretmen atı bilmez olur
mu? Bir at resmi çizip gösterdim. Bana, "Bu da neyin nesi?" diye sordu.
BÜYÜKANNE
Kendisini çok genç zanneden, zannettiğinden daha genç görünmeğe çalışan bir kadının oğlu, anasından gizli evlenir. Bir kaç sene sonra karısı vefat eder. İki ço cuğu geride kalır. Adam çocuklarını alıp anasına getirir ve elini öperek:
Anneciğim!Nasılsa cahilliğime uyup bir halttır
ettim. Rica ederim, bu çocukların hatırı için kabahatimiaffet! diye yalvardığı sırada, çocuklar da: Büyükanne! diyerek kadının boynuna sarılırlar.Kadın,oğluna derki: Haydi senin kabahatini affedeyim, lakin çocukların bana"büyükanne" demeleriniaffedemem!
AL BU KIZU
Ula Cemal, al pu kizu. Biluyrum
cüzel değil ama çok zengindur. Cüzel-
liktan sağa ne? Sabah işe cit, akşam
karanluğu dön. Gece yüzinu da cör-
mezsun. Hafta sonu da seyahata çik.
Eyi çok eyi uşah, ha nüfus sayimi
olduğu cun ne edeceğim?
PALAVRA
Temel kahvede palavraları bir biri peşisıra sırala maktadır.
Pizum sülale Yusuf Peygambere kadar dayanır.
Dinleyenlerden Cemal'in sabrı taşar:Ola çok ataysun. Seni biraz daha dinlesek sülalemin Nuh'un gemisine bindiğunu söyleyeceksun.
Yok demem oyla pişey, çünki pizum gendi taka-
muz varimiş. Tufanda pinmuşuk.
ZAMANE
Yaşlı dede torununu çocuk parkınagötürürken, önlerinden çok güzel bir araba geçti.
Dede:
Bak düt düt geçiyor, diye çocuğa ara-.bayı gösterdi.
Çocuk:
Dede, dedi, o senin düt düt dediğin sekiz silindirli, otomatik vitesli seksen model bir Mercedestir.
YARIŞ ATI
Kocasının ceplerini karış tırırken bir kağıt parçası buldu kadın. Üzerinde "Leyla" yazıyordu, bir de telefon numarası vardı. Akşam, kağıdı göstererek sordu Kadın kocasına:
Bu kimin numarası?
Aaa, bilmiyor musun, ünlü yarış atı bu. Bu hafta ona oynadım.
On gün sonra koca işten eve dönünce, karısı:
O ünlü yarış atı Leyla var ya, dedi. İşte o aradı seni bugün.
DÜNYAYA GELMEK
Çocuklar aralarında bebekle rin nasıl dünyaya geldiğini konuşuyorlarmış.
Biri; "Bizim ailede çocukları leylekler getirir," demiş.
Diğeri, "Bizde lahana tarlasında bulurlar. Onur, mahzun mahzun konuşmuş;
Bizim maddi durumumuz iyi değil, o yüzden be bekleri annem kendisi yapıyor.
AMORTİ
Karadeniz ilkokullarından birinde tarih dersi yapılı yordu. Öğretmen dersi anlattıktan sonra öğrencileri te ker teker sözlüye kaldırmaya başladı. Sıra Temel'e geldiğinde sordu:
Bil bakalım. İstanbul'un fethi hangi tarihte oldu?
1553...
Öğretmen büyük kızgınlık içinde bağırır.
Bilemedin, 1453. Otur...
Temel bu cevap üzerine öğretmenin gözünün içine baka baka büyük bir hayret ifadesiyle şöyle der:
Olir mi öğretmenum. Son içi rakamu pildum.
Amorti yok midur?..
İNANMAK
Temel doktora gidip midesinin ağrıdığını söylemiş. Doktor muayene etmek için
"soyun" demiş Temel'e...
Temel şaşırmış, kızmış:
Bana inanmıyor musunuz
doktor bey?!.
KAN TER İÇİNDE
Temel'in üstü başı kan içinde kahveye girdiğini gö ren arkadaşları hayretle sordular:
Hayrola Temel, nedir bu halin?
Hiç ya bizim kaynatayı gömdük de...
Yaa, başın sağolsun. İyi de bu kanlar ne oluyor?
Ha onu sormayın..Gömerken bayağı direndide...
DOSTLARIMIN ELİNDEN BENİ KURTAR
Dostlarının olur olmaz zamanda yaptığı ziyaretlerden illallah getiren bir Bektaşi, Allah'a şöyle yalvarmış:
Allahım, sen beni dostlarınım elinden kurtar, düşmanlarımla nasıl olsa ben başa çıkarım!
MALİYETİNE
Hırsız, çaldığı elbiseyi satmak için gittiği pazarda, elindekini bir başkasına çaldırmış. Akşam eve döndüğünde hanımı sormuş:
Elbiseyi kaça sattın? Hırsız gülümseyerek:
Maliyetine, demiş.
İMZA
Adamın biri, kendisi hakkında kötü sözler söyleyen birine haddini bildirmek için evine kadar gider. Fakat, evde bulamaz. Öfkesinden kapıya büyük harflerde "EŞ- ŞEK" yazıp geri döner.
Birkaç gün sonra o kişiden şöyle bir yazı alır:
Bize gelmişsin.Kapıya attığın imzadan anladım!
UCUZ ELBİSE
Temel lüks bir mağazaya girmişti. Tezgâhtar kıza,
Bana bu dükkândaki en ucuz elbiseyi gösterin lütfen! dedi.
Cevap şöyleydi:
Üzerinizdeki efendim!
ZENCİ
Pazarlı, köye gi derken yolda bir zenci ye rastlar ve sorar:
Hemşerum,
Pazarli misin?
Yok,
Hemşinli?
Yok..
Rizeli?
Yok..
Anladum onun için boylesun...
İLANIN SONU
Gazetede çıkan ilan şöyleymiş:
Bir müdür aranıyor. Yüksek tahsilli, İngilizce ve
Fransızca bilir, askerliğini yapmış, 35 yaşından küçük,
boyu 1.85'den yukarı ve bekâr olması gerekir.
Bir adam başvurmuş:
Ben, yüksek tahsil şöyle dursun, ortayı bile yarıda bıraktım. İngilizce de bilmem, Fransızca da.Askerliğimi yapmadım. Yaşım, 45'den yukarı..Boyum da 1.65ancak... demiş.
Eee, demişler, ne demek istiyorsunuz?
Yani bu ilan verdiğiniz müdürlük işi var ya. Bu iş için bana güvenmeyin demeye geldim.
EHLİYET
Temel ehliyetsiz araba kullanmaktadır. Birgün trafik polisi Temel'i durdurur ve ehliyetini ister. Temel ehliyet almak için daha önceden çok uğraşmış, bir türlü alamamıştır. Ehliyetsiz çalışmak zorunda kalmıştır. Temel bu uğraşılarını da ima ederek şöyle der:
Uyy memur pey, siz bağa ehliyet vermeduzçi, isteyisunuz?..
HÜSNİYE TEYZE
Hüsniye teyze evin önünde oy namakta olan 5 yaşındaki Os man'ı görünce:
Oğlum anan evde midir?
Hee, benim yatağımda
uyuyor.
Niye kendi yatağında değil de senin yatağında?
Aslında beni uyutuyor.
ÖĞRENCİ TEMEL
Öğretmeni, geç kalan öğrenci Temel'e çıkışmış:
Sabah sekizde sınıfta olmalıydun?
Uyy.. pen yokken önemli pi şey mi oldi, hocam?!.
DİREĞİN SONU
Deliler, akıl hastanesinin yük sek bayrak direğine, birer birer tırmanıyorlar. Her çıkan deli, te pedeki bir noktaya bakıp kahka halarla gülüyor ve aşağı iniyor.
Asistan doktor da sonunda merak etmiş, tırmanmış ve dire ğin tepesine yapıştırılmış bir kâ ğıt üzerine yazılı şu 2 kelimeyi okumuş:
Direğin sonu.
T" HARFİ Temel, arkadaşı Cemal'e sorar:
Baş harfi "P" ile başlayan bir yemek adı söylermisun?
Pırasa.
Pilemedun.
Pirzola.
Değul.
Piliç.
O hiç değul.
Tamam buldum, Pilav.
Hayır o da değul.
Pilemeyeceğim, sen söyle pakayım.
Pamya...
YANINDAN GEÇER GİDERİZ
Temel, İngiltere'den, Trabzon'a gelen konuğa şehri gezdiriyor- muş. İngiliz misafir, çevreyi ge zerken birkaç Türkçe sözcük öğrenmeye çalışıyormuş. Bir ağacın yanından geçerken Temel'e sormuş:
Biz İngilizce buna"tree"deriz,siz ne dersiniz?
Temel hemen cevabı yapıştırmış:
Biz birşey demeyiz, yanından geçer gideriz.
KÖYÜN YABANCISI OLUNCA...
Nasreddin Hoca daha önce hiç uğramadığı bir köyden geçiyormuş. Bir köylü yanma yaklaşmış:
Efendi, bugün gün lerden ne?
Hoca, yorgunluğun et kisiyle hangi gün olduğunu bir türlü çıkaramayınca:
Bu köyün yabancısıyım, demiş. Buranın günlerini bilmem.
BİR ALTIN BORÇ
Tenasuha, yani ruhun insan öldükten sonra bir hay vanın veya başka bir insanın bedenine girip tekrar dün yaya döndüğüne inanan Arap şairlerinden biri arkada şına şaka olarak:
Bana bir altın ver, dünyaya öbür gelişimde sana yüz altın vereyim, demiş.
Arkadaşı, ona, inancına uygun şu karşılığı vermiş:
Önce sen, öbür gelişte insan geleceğine dair bana bir kefil göster,ben de bir altını sana vereyim. Ya köpek veya maymun olarak dünyaya gelirsen, 100 altını ben kimden alırım...
SEÇİM YASAĞI
Rusya'da seçim yapılıyordu.
Adamın biri eline verilen zarfı açmak isteyince, görevli sandık başı memuru atıldı:
Hey, ne yapıyorsun?
Bir şey yaptığım yok. Sadece kimi seçtiğimi bilmek istedim de...
Memur gülerek başını salladı:
Olmaz öyle şey. Seçimin gizli olduğunu bilmiyormusun?
MİLLİ MARŞ
Trabzon'da 95-96 sezonunun şampiyonluk maçı yapılmak tadır. Stat tıklım tıklım. Büyük heyecan ve stres var. Trab- zon'luluk ruhu kabarmış, fut bolcular seremoniye çıkmışlar ve Milli marşı herkes olanca gücüyle okurken Oflu Ömer yanında Tellioğlu Fuat'ın du daklarını kıpırdatma zahmetinde bile bulunmadığını görünce bozulur, dirseğiyle dürterek uyarır:
Ula Fuat, niye söylemiysun millu marşimuzi?
Fuat fısıldayarak cevap verir:
Ula penum sesum küzel teğildur da ondan, der.
HA BU YAŞTAN SONRA...
Temel ile Fadime hayli zamandan beri birlikte yaşıyorlarmış. Fadime ev lenmek istiyor, fakat Temel buna pek yanaşmıyormuş. Yıllar böyle sürüp gitmiş.
Bir gün Fadime, Temel'e açılmış:
Temel artık evlenek derim, ne dersin?
Temel umutsuz başını sallamış:
Ha bu yaştan sonra bizu çim alur Fadime?
KEDİ İki deli, akıl hastanesinin duvarını sessizce aşıp, hendeğe gizlendiler.
Hışırtıyı duyan bekçi ba ğırdı:
Kim var orada?
Delilerin biri çok akıllıca bir kedi taklidi yaptı: "Miyaaaauuv..."
Bekçi uzaklaştı, deliler sürünerek uzaklaşmaya çalış tı, ama yine hışırtılar duyuldu.
Bekçi tekrar gelip bağırdı:
Kim var orada?
Cevap ikinci deliden geldi:
Bir kedi daha.
KISA DONEM
Temel askerlik görevini denizaltında yapıyordu. Fakat kısa bir süre sonra köyüne döndü. Yakınları Temel'e böyle erken dönmesinin sebebini sordular.
Temel şöyle cevap verdi.
Beni daha fazla alıkoymak istemediler. Çünkü geceleri yatarken pencereleri ardına kadar açıyordum.
DOĞRU SÖZE NE DENİR?
Kadının kocası hastaymış. Birdenbire durumu ağırlaşmış. Telâ şa kapılan kadın hemen bir doktor çağırmış.
Doktor hastayı inceden inceye muayene ettikten sonra dışarı çıkmış. Kadın hemen yanına koşup sormuş:
Durumu nasıl doktor? Çok mu kötü? Can mı çe
kişiyor yoksa?
Telaşlanmayın hanfendi. Üzülecek bir şey yok,
maşallah turp gibi.
İyi ama, öyleyse nesi var doktor bey?
Nesi mi var?.. Ha bakın, doğrusunu isterseniz onu ben de anlayamadım. Ama merak etmeyin, otopside anlarız!..
ÖLÜMDEN KAÇILMAZ
Saf bir adam, koşa koşa Hazret-i Süleyman'ın sarayına gelir. Yüzü sararmıştır. Hazret-i Süleyman sorar:
Efendi ne oldu?
Adil hükümdar... Bugün Azrail bana öyle hışımla baktı ki... Rüzgara emret. Beni alıp Hindistan'a götürsün. Belki oraya gidersem canımı alamaz...
Hazret-i Süleyman, rüzgara emretti. Rüzgar, hemen adamı alıp Hindistan'a götürdü. Biraz sonra da, Azrail'e sordu:
O zavallı adama ne sebeple hışımla baktın? Bana anlat...
Azrail:
Ey Allahın elçisi, dedi. Ben ona hışımla bakma
dım. Onu yol uğrağında görünce, şaşırdım. Çünkü Allah
bana, "Bugün git, onun canını Hindistan'da al", buyurmuştu. Halbuki onun yüz kanadı olsaydı, bugün Hindistan'a gidemezdi, dedi...
DALKAVUK
Paşa hazretleri, kona ğında yemek yerken patlı can musakkayı çok be ğenmiş:
Yahu, demiş... Şu patlıcan üzerine yemek
yoktur.Nesi olsa yenilir.Yanındakidalkavuk he
men atılmış:
Evet, Paşa hazretleri, patlıcan gibi sebze yoktur.Nesi olsa yenilir...
Bir kaç gün sonra, sofraya patlıcan kaynıyarık gelin ce Paşa kızmış:
Yahu, demiş. Şu patlıcan da bir şeye benzese,
yenilecek şey değil...
Dalkavuk hemen söze atılmış:
Haklısınız Paşa hazretleri, berbat bir şeydir. Şununasıl yerler anlamam...
Paşa, kaşlarını çatmış:
Ulan, iki gün önce patlıcanı övüyordun. Şimdi ise yerin dibine sokuyorsun!..
Dalkavuk, yerlere kadar eğilerek:
Aman Paşa hazretleri, ben patlıcanın değil, zatıalinizin dalkavuğuyum...
TİLKİ
Tilki, bir gün başını alır, gezmeye çı kar. Köyün mey danına varır. Bir duvara çıkar, çev reyi seyre dalar. Oradan geçen köy muhtarı şaşırır:
Aaa, bir tilki!..
Köyün hocası camiye giderken duvardaki tilkiyi görür:
Aaa, tilkiye bak!..
Bakkal da oradan geçerken bağırır:
Hay Allah bir tilki!..
Kahvedekiler merak edip dışarı çıkarlar. Onlar da tilkiyi görünce şaşırırlar:
Tilkiyi gördünüz mü?
Vallahi bir tilki bu!..
Kalabalık çoğalıp sesler uğultuya dönüşünce tilki ormana kaçar. Dişi tilkiye:
Bugün öğle vakti köye indim. Orada herkes beni
tanıyor, ben hiçbirini tanımıyorum...
ŞAKA
Laz'ın biri, takasının içinde oturmuş, Allah'a yal varmaktadır:
Allahum, bu cün tuttuğum ilk paluğu pi fakire
vereceğum, der.
Ve lâz oltasını atarak beklemeye başlar. Neden sonra oltayı çeker. Bakar ki bir de ne görsün? Ucunda koskocaman bir balık!
Haçan hiç pu da fakire verulur mu daa!
Birden balık bir çırpınışta oltadan kurtulur ve denize atlar. Lâz üzgün ve şaşkın:
Allahum, ben şakacıktan demuştum daa... der.
TAMAMDIR
Temel, veznedardan bir demet pa ra almış ve saymaya başlamış. Ye- diyüz bin liraya kadar saymış:
Buraya kadar tamam çıktı, bundan sonrası da tamamdur... diyerek yürümüş gitmiş...
ÇOK ŞÜKÜR
Sarhoş bir Karadenizli, bir ayağı yolda, bir ayağı kaldırımda aksaya aksaya yürüyordu. Duru mu gören polis yaklaşıp sordu:HemşerimL Bu kadar sarhoş olmak için ne kadar içtin?
Ne münasebet memurbey.. Sen penum sarhoş oldu
ğumdan emin misun?
Kaldırımda nasıl yürüyordun? Bir ayağın sette,
diğeri yerde... Ancak sarhoş böyle yürür!
Karadenizli sevinçle ellerini yüzüne götürdü:
Sağolun memur bey! Penu o kadar rahatlattınız
ki... Doğrusu kendimi topal zannedeydum...
HEY GİDİ GENÇLİK HEY
Hoca bir gün ata binmek ister, bir türlü binemez.Hey gidi gençlik hey, diye ah çeker.
Sonra etrafına bakınıp kimse olmadığını
görünce de; Hadi hadi... ben senin gençliğini de bilirim, der.
NİYE GİRMEMİŞ?
Doktor, beş akıl hastasını, boş banyonun önüne götürdü ve emretti:
Haydi, girin suya ve başla yın yüzmeye!
Biri hariç, hepsi doktorun em rine uydular, boş banyonun içine doldular, kulaç atmaya başladılar...
Doktor, banyoya girmeyen delinin yanma yaklaştı. Gülümseyerek:
Galiba sen iyileştin Ahmet, niye yüzmedin?
Deli boynunu büktü:
Belki kızacaksınız ama doktor bey, yüzme bilmi
yorum ben de, ondan
|
|
|
|