galerihikmet

Anasayfam
Konuk Defteri
Kitap Tanıtımları
Amasra Linkleri
Karışık Linkler
Amasra'yı Tanıyalım
Amasra Manzaraları
Tarihi Görüntüler
Basında Amasra
Ziyaretçiler
Mesleki Adresler
Önemli Telefonlar
Yeme İçme Yerleri
Otel Ve Pansiyonlar
Cafe-Disco-Barlar
Safranbolu
100 Temel Eser
İlginç konular
Güzel Hikayeler
Tarihi Hikayeler
Seçme Fıkralar
Seçme Şiirler
Plakalar-Anket
Okul Anıları-1965
Teksas--Tommiks
Atılay Denizaltı

Basında Amasra


MAKİNA MÜHENDİSİ SN.FARUK PAPİLA BİYOGAZ LA İLGİLİ PROJELERİ HAKKINDA ÇIKAN YAZILARI

Bartınlı Mucit Bilim Teknik Dergisinde

BARTINLI MUCİDİN İLGİNÇ ÇALIŞMALARI

Yenilenebilir Enerji Üreten Papila
Açıklama Rica Ediyorum

BARTIN RADYO TELEVİZYON'DA

Faruk Papila Tarafından Hazırlanan Biyogaz

Bilim Teknik Dergisinin Kasım Ayı Sayısında Yer Aldı

Bu proje destek bekliyor

Bu proje desteklenir

Proje mevcut ama ilgilenen yok

İnsanlara ve tabiata aşık 54 yaşında bir makina mühendisi...

Tunç:'' Amasra''yı marka yapacağız''

Kılıçlı hutbe sürüyor

BARTIN'A DOĞAL GAZ

AMASRA'YA TERMİK SANTRAL KURULACAK MI ?

Ölmeden Amasra'yı mutlaka görün!

Fikrimin ince gülü tv dizisi Amasra'da

Amasra Ramazan bayramına hazır-05.10.2007

Amasra'dan Gezi Notları Anlatılıyor

Gezi
Mehmet YAŞİN
Paylaşılamayan cennet Amasra

hocam inecek var Amasra

Beyaz Kalemler-ÇEŞMİ CİHAN;AMASRA

25-eylül-2007-Hürriyet Gazetesi-BUYRUNUZ AMASRA VE...

yavuz.jpg


Sabah Gazetesinden Amasra yazıları

13.04.2003

Anadolu hazinesi

Ankara-Yeniçağa-Mengen-Devrek-Çaycuma-Bartın ve Amasra... Geze, geze gittik.

"Ahçılar diyarı" Mengen'de ahçıları dinledik. Devrek'te "bastoncuları."

Amasra'da "turizmcileri."

Tabii bu arada "sokaktaki vatandaşı."

Gidişte ve dönüşte dikkatimizi en çok çeken "yolların boşluğu" oldu. Trafik "rahat mı, rahat." Kamyon "oldukça az."

Akaryakıt istasyonları "çok tenha."

Bu manzara "ekonomik durgunluk" manzarası. Bırakınız ili, ilçeyi, beldeyi...

Köylerde bile "savaş karşıtlığı" var.

Herkes "savaştan şikayetçi." Herkes "savaşın biran önce bitmesini" istiyor.

****

Ankara'da "varsa siyaset, yoksa siyaset." Ankara dışına çıkınca ise...

"Gündem" bir anda değişiyor.

Halkın birinci gündemi "aş... İş."

Ayrıca halk hükümetin "biraz gaza basmasını" istiyor. "Ekonomiyi canlandırmasını... İşsizliği azaltmasını." Anadolu "hala ucuz." Ve Anadolu "fedakar... Yardımsever." Devrek'te herkes "ihtiyacı olmayan ilacı" bir başkasına veriyor. "Ben iyileştim, başkası da iyileşsin" diyor. "Devrek Geliştirme Derneği"nin ilaç toplama kampanyası büyük ilgi görüyor.

****

Anadolu insanı bir "hazine."

Çoğunun ne "devletle" işi var, ne de "bankayla." Onlar "kendi yağıyla" kavruluyor. Kiminin sülalesinde bir Çanakkale şehidi var. Kiminde, Kurtuluş Savaşı şehidi. Kiminde, Güneydoğu şehidi. Ve hepsinin söylediği şu

- Birlik olsun, dirlik olsun... Bir lokma ekmek nasıl olsa bulunur.

KARAELMASLAR
"Karaelmaslar Pastanesi" Devrek'in en eski pastanesi. Sahibi, Hüseyin Karaelmaslar.

Hüseyin beyi seneler önce ANAP'lı Ulaştırma Bakanı Veysel Atasöy'un yanında tanımıştık.

- Hüseyin bey... Siyaset ne alemde?

- Yavuz bey, nerede eski siyaset?.. Nerede bizim o eski ANAP?.. Temelinde harcımız var, inşallah toparlanır... Siz ne görüyorsunuz Yavuz bey, ANAP ayağa kalkabilecek mi?

Karaelmaslar Pastanesi'nin önünde, Devrekliler'le sohbet ettik, resim çektirdik. Avukat Halil bey (Kodaman) karşımızdaki Atatürk heykelini gösterdi

- Yavuz bey... Heykele bak... Atatürk bir eliyle nereyi gösteriyor?

Ata'nın bir eli "ileriyi" gösteriyor. "Gösterdiği yere" baktık.

"CHP İlçe Başkanlığı" tabelası var. Ama bu sırada bazı Devrekliler laf attılar

- İyi de... AKP'nin Devrek'te CHP'yi ikiye katladığını da unutmayın.

Zonguldak'ın iki CHP milletvekilinden biri Devrekli... Üç dönemdir Devrek Belediye Başkanlığını yapan Nadir Saraç.

Ama buna rağmen AKP'nin aldığı oy, CHP'nin iki katı. Avukat Halil bey gülerek "bak... Ata'nın ikinci eline bak" dedi.

Baktık, Ata'nın ikinci eli de Halil beyin yazıhanesini gösteriyordu.

Çeşm-i cihan
Fatih Sultan Mehmet, uzaktan, Amasra'yı görmüş ve "Lala" demiş

- Lala... Çeşm-i Cihan (dünyanın gözü) denilen yer burası mı ola?

Amasra gerçekten Fatih'in hayran kaldığı kadar güzel. Ama bir de şu "plansız, gelişigüzel yapılaşma" olmasaymış.

****

Çeşm-i Cihan şimdi Amasra'da bir lokantanın adı. Sahibi, 1994'te Türkiye Taşkömür Kurumu'ndan Emekli Yakup Tuş.

- Yakup bey, işler nasıl?

- Burada esnaf cumartesiyi bekler.

- Neden?

- İstanbul'dan, Ankara'dan gruplar gelir.

- Siyaset nasıl?

- Siyaset kalmadı ki... Bitti.

- AKP nasıl?

- Tek başına iktidar olmasına hepimiz sevindik... Çok şey bekliyoruz... Ama şu ana kadar beklediğimizi bulamadık.

****

Yakup bey, eski Belediye Başkan Yardımcısı. En büyük şikayeti işsizlik

- Yavuz bey, çok şükür, bizim lokantamız var... Ama sokaklar işsiz kaynıyor... Ben emekli olmadan önce, Amasra'dan belki 5-6 bin kişi, kömürde çalışırdı... Şimdi binin altına düştü... İnsanlar işsiz... Neyse, Gönderilmemiş Mektuplar filmi Amasra'da çekildi de... Amasra tanındı... Gelen, giden arttı... İşler biraz açıldı.

****

- Yakup bey... Filmin ekibi ne yedi, ne içti?

- Türkan Şoray rejimde... Ispanak yiyor... Veya balık... Barbunya, mezgit, kalkan... Ama çok az.

- Ne içiyor?

- Balığın yanında bir duble rakı.

- Ya Kadir İnanır?

- Kadir İnanır, şanına yakışır şekilde içiyor... Kidar İnanır gibi... Rakının hakkını veriyor.

****

Yemekten ayrılırken Yakup bey kulağımıza eğildi

- Ankara'dakilere söyleyin... Eğitime önem versinler... Büyük Atatürk ne diyor?.. Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.

KADINLAR PAZARI
"Teyze" dedik

- Burası neresi?

Yüzü buruşmuş, beli bükülmüş, yaşlı teyze dedi ki

- Buraya, garılar bazarı dirler yavrum.

- Teyze, kadınlar pazarında neler var?

Emine hanım başladı saymaya

- Yeşillik var, turşu var, reçel, erişte, salça var... Tarhana var, ıhlamur var, manda yoğurdu var... Peynir, tereyağı, kestane balı var... Böğürtlen reçeli var.

- Emine teyze... Nerelisin?

- Gömü köyünden.

- Buraya kaç kilometre?

- Üç mü desem... Beş mi... O kadar işte.

- Hergün buraya gelir misin?

- Hee ya... Al sana bir köy ekmeği verem. İçine peynir koyam.

Amasra'nın Kadınlar Pazarı'nda Emine Kocabıyık, Yaşar Yıldız ve Emir Sarıman "bacılarla" sohbet ettik. Sattıkları hep "kendi ürünleri." Ve "birşeyler" satın aldık.

Vedalaşırken dediler ki

- Hepsi şifalıdır... Bunları ye hastalığın, neyin kalmaz.

"Yani" dedik

- İçlerinde hormon falan yok.

Birbirlerine bakıp, fıkırdaştılar

- Gııız... Hormon da ne ola ki?

Gönderilmemiş mektuplar
Gönderilmemiş Mektuplar filminde, Türkan Şoray'ın şarkı söylediği "Musiki Cemiyeti" var ya... Aslında orası, Amasra'nın Kum Mahallesi, Cumhuriyet Caddesi'ndeki "Cafe Kumsal."

"İkinci adı" ise

"Almina Çay Bahçesi."

****

Şükrü Danabaş "bu mekanın" sahibi.

- Şükrü bey... Almina adı nereden aklınıza geldi?

- Almina, Orhan abimizin şarkısıdır... Orhan Gencebay'ın... Biz de o şarkıyı kafemize isim yaptık.

****

- Şükrü bey... Türkan hanım, senin mekanda şarkı söylerken, sen ne yapıyordun?

- Yavuz abi... Filmi seyretmedin galiba.

- Fırsat olmadı.

- Abi, ben figürandım.

- Rolün neydi?

- Türkan abla şarkı söylerken, ben ilk sırada, sol başta, dinleyici rolündeydim... Hayran, hayran dinleyip, alkışlıyordum... Zaten Amasra'da çok kişi, benim gibi figürandı.

****

- Şükrü bey... İşler nasıl?

- Piyasa daraldı... Savaş, insanları ürküttü... Zaten Türkan Şoray'la Kadir İnanır kendi aralarında, savaş bu filmi etkileyecek diye konuşuyorlardı... Bu filmin bize faydası dokundu.

- Nasıl?

- Birkaç müşteri geldi... Cuma günü Ankara'da filmi seyretmişler... Cumartesi, Amasra'yı görmeye gelmişler.

Gerçekten de Amasra'da nereye gittiysek "filmden bir sahne" gördük. Ve Gönderilmemiş Mektuplar'ı izleyip, Amasra'yı görmeye gelenlerle karşılaştık.

Türkan Şoray, Cafe Kumsal'ın sahibi Şükrü Danabaş'ın dokuz yaşındaki kızı Yonca'yı çok sevmiş. İstanbul'a götürmek istemiş. Yonca da Türkan ablasını çok sevmiş. Onunla gitmek istemiş.

Ama baba "olmaz" demiş

- Gidemezsin... Önce dersine çalış... Okulunu bitir.

****

Cafe Kumsal'da "Türkan Şoray'ın şarkı söylediği köşe" aynen muhafaza ediliyor.

"Dekora" hiç dokunulmamış. Ve Cafe Kumsal "filmin fotoğraflarıyla" dolu.

Şükrü Danabaş

- Bu film sayesinde çok kişiyle tanıştık.

- Mesela?

- Mehmet abimiz geldi... Kadir İnanır'ı çok seviyor... Onunla tanıştık.

- Mehmet abi kim?

- Mehmet Ağar abimiz... Ayrıca Haluk abimizle de tanıştık.

- Hangi Haluk abi?

- Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy abimiz.

****

Sohbet sırasında Şükrü Danabaş "ne içersiniz" diye sordu.

Biz de ona sorduk

- Ne içelim?

- Türkan abla ıhlamur içerdi... Kadir İnanır sade kahve... Size de okkalı bir sade kahve pişireyim Yavuz abi.

****

Vedalaşırken takıldık

- Şükrü bey... Şimdi sen aktör oldun... Filmde oynamak nasıl bir duygu?

- Yavuz abi be... Türkan abla çok iyi bir kadın... Allahıma, kitabıma çok güzel... Sesi de güzel ha... Zaten kaset çıkaracak... Kasetin ilk müşterisi ben olacağım... Abi, Türkan ablamızı bir dinlemelisin... Aaah, ah.

Bastoncular çarşısı
Devrek'te "Bastoncular Çarşısı"nı gezdik. Otuzdan fazla bastoncu var.

Ve çeşit çeşit de baston.

"Işık Bastonculuk"a girdik.

Fehmi ustanın oğlu Tansel Işık "ikinci kuşak" bastoncu.

İşçiler arasında hanımlar da var.

22 yaşındaki Kadriye Cicibaş, yetenekli bir bastoncu. Baston "kızılcık ağacından" yapılıyor. Ve "yüz ayrı çeşit" baston yapılıyor.

"Yılanlı baston."

"Baklavalı baston."

"Çoban çentikli baston."

"Kemikli baston."

Sekiz milyon liraya da baston var. Bir milyar liraya da. Eğer altın veya gümüş işlemeli, taşlı baston isterseniz, fiyat artıyor.

Yurt içinden ve dışından gelip "pahalı baston isteyenler" oluyor.

- Tansel usta... İşler nasıl?

- Yavuz abi... Babam rahmetli, ayakkabıya meraklıydı... Klasik bir baston satar, gider Togo'dan ayakkabı alırdı... Klasik baston şimdi 20-25 milyon... Ama bu parayla Togo'nun yanına yaklaşamazsın... Senin anlayacağın nerede o eski günler?

Galeri Hikmet, halka hizmet
Hikmet Bağdat 49 yaşında. 38 yıl öne Amasra'da "Tom Miks... Teksas" gibi kitapları satarak işe başlamış. Şimdi 25 bin kitap. Üçbin kaset. Onun sloganı

"Galeri Hikmet, halka hizmet."

Türkiye'nin her yerinden "sipariş" alıyor. Onda "olmayan kitap" yok.

"Olmayan kaset" de.

Karı (Zeynep Bağdat) - koca ellerinde, avuçlarında ne varsa kitaba bağlıyorlar. Ve "bu iş bizim için para kazanma konusu olmaktan çıktı" diyorlar

- Bir üniversiteden, bir profesör telefon ediyor... İstanbul'da bulamadığı kitabı, bizden istiyor... İşte o an zevkten ölüyoruz... Ve hemen kitabı gönderiyoruz.

"Galeri Hikmet"te kazık yok.

"Şu kitap sadece bizde var... Öyleyse fazla para alayım" diye bir düşünce yok. Bilakis "ödeme gücü olmayana" kolaylık var. Ayrıca...

"110 milyonluk" kitap mı aldınız?

Hikmet "yüz milyon yeter" diyor.

Ve bu arada da anlatıyor

- Kadir İnanır geldi... Yanında Aytaç Arman ile Melike Demirağ da vardı... 107 milyonluk kitap aldı... Ben yüz milyon kafi dedim... Kadir bey olmaz dedi... 110 milyon verdi... Üstünü almadı... Yavuz abi, biz Amasralılar Kadir İnanır'ı sevdik... Sanıldığı gibi kasıntı değil.

İş yok, aş yok
Devrek'te, "Zonguldak Caddesi"nde iskemleleri çektik, kaldırıma oturduk. Avukat Halil Kodaman "SHP'nin ve CHP'nin" eski ilçe başkanı. Önce o konuştu

* İcra davalarında patlama var... Adam elektrik veya su borcunu bile ödeyemiyor... İcralık oluyor.

* Boşanma davaları arttı... Bir kısmı, anlaşmalı boşanma.

- Halil bey... Anlaşmalı boşanma nasıl oluyor?

Dört çocuklu kadın annesinden veya babasından kalan emekli maaşını alabilmek için, otuz yıllık kocasından ayrılıyor... Tabii, göstermelik ayrılık.

****

Mehmet Özdemir "Devrek Sürücü Kursu"nun sahibi. AKP'li. İşte söyledikleri

- Halk AKP'ye oy verdi... İstiyor ki, işler hemen düzelsin... Herkes 4-5 ayda herşeyin iyiye gitmesinin imkansız olduğunu biliyor... Ama hasta çok ağır... Halk bekliyor ki, hasta hemen ayağa kalkıversin.

****

Bayram Çınar "Çınar Halı"nın sahibi. Dört mağazası var.

Kendi sektöründe "rakipsiz."

- Bayram bey, Devrek esnafı ne durumda

- Siftahsız dükkan kapatan var... Bir yanda ekonomik kriz... Bir yanda savaş... Ve bir yanda da Almanyacılar'ın bitişi.

- O ne demek?

- Almanya'ya çok giden oldu... Birinci kuşak, yatırımı Devrek'te yaptı... Yazları geldi... İkinci kuşak Kuşadası'nı, Antalya'yı öğrendi... Oralara gitti... Üçüncü kuşak ise parasını Alman bankasına yatırıyor, Almanya'da mülk alıyor.

****

Sonra hep birlikte Devrek'te dolaştık.

Kimi dedi ki "Devrek, emekliler kenti oldu." Kimi dedi ki "TTK (Türkiye Taşkömür Kurumu) küçüldü... İş sahası daraldı."

Kimi dedi ki "çocuğu yetiştirdik, üniversitede okuttuk, askerlik yaptırdık... Ama aylardır işsiz."

Ve "herkes" dedi ki

- Ankara, halktan kopmasın... Ekonomi canlansın... İşsizlik önlensin.

HÜRRİYET GAZETESİ

07 Aralık 2005-Çarşamba

Amasra, çeşm-i cihan bu mu?

Batı Karadeniz turunda, Safranbolu'dan sonraki durağımız Amasra oldu.Mevsim gereği sürekli yağan yağmur, yolculuğumuz boyunca bize eşlik etti. Otobüsümüz virajlı yollarda kıvrıla kıvrıla ilerlerken, hepimiz yolun her iki tarafındaki muhteşem manzaraları hayranlıkla seyrediyorduk. Neredeyse gökyüzüne ulaşmış ulu ağaçların üzerindeki kırmızı, yeşil, sarı ve turuncunun her tonundaki yapraklar öylesine güzel görünüyordu ki. İşte insan eli değmemiş doğanın, kendine has ve emsalsiz güzelliği bu olsa gerek. Hiç bir ressam , gözümüzle gördüğümüz bu manzaraların, bire bir tablosunu yapamaz.

Böylesine güzel manzaralar içinde ilerlerken , yolculuğumuzun bitmesini hiç istemiyoruz. Rehberimiz ilk göreceğimiz yerin Kuş Kayası Anıtı olduğunu belirttikten sonra, Amasra'nın tarihçesinden kısaca bahsediyor.Ben de anlatılanlardan aklımda kalanları sizlerle paylaşayım:

Amasra'nın ilk adı Sesamos imiş. Ünlü tarih ve coğrafyacı Strabon'a göre Sesamos şehrini, İskitler'in bir kolu olan Amazonlar kurmuşlar. Yani kadın savaşçılar olan Amazonlar. Bölgede Gasgaslar, Hititler, Fenikeliler egemenlik kurmuş. Sesamos,Fenikeliler zamanında ticaret yapılan önemli bir liman şehriymiş. MÖ. 9. yüzyıldan sonra İyonlar'ın egemenliğine girmiş. M.Ö.IV. yüzyıldan sonra Pers egemenliğine giren bölgenin adı, İranlı (Pers)kraliçe Amastris'den dolayı Amasra şekline dönüşmüş.Rivayete göre Kraliçe Amastris' in son kocası Denys, tembellik hastalığına tutularak aşırı şişmanlamış.Bu yüzden hiçbir iş yapamıyormuş.Bunun üzerine kraliçe Amastris, yönetime el koymuş. Amastris öldükten sonra, bölge Pontus Krallığının hakimiyetine girmiş. 200 yıllık Pontus döneminde, Amasra çok gelişmiş. Pontus Krallığından sonra, MÖ. 70 yılında Romalıların hakimiyetine girmiş.500 yıl kadar süren Romalılar döneminde kent, oldukça gelişmiş. Romalılar bir çok tarihi eser yapmışlar. Roma İmparatorluğu bölününce, Amasra Bizans yönetimine geçmiş.

1071 Malazgirt Savaşı ile Anadolu'ya başlatılan akınlar sonrasında, Türk komutan Emir Kara Tigin, Amasra'yı kuşatmış, ancak şehri alamamış. XIII. Yüzyılda Cenevizliler şehri ele geçirmiş. Cenevizliler döneminde de kent, önemli bir liman kenti olmuş. Fatih Sultan Mehmet ise, Ekim 1460 tarihinde Amasra'yı Osmanlı topraklarına katmış.

Kuş Kayası Anıtı, Amasra'ya giderken sağ tarafta kalıyor. Yüksek bir tepedeki kayalığa yapılmış anıta, ağaçtan yapılmış merdiven basamaklarını tırmanarak ulaşıyoruz. Basamakları ağır adımlarla çıkıyoruz. Çünkü yağmur nedeniyle basamaklar kayıyor.Ayrıca yolumuz epeyce uzun.Anıt,bir kayanın oyulmasıyla oluşturulmuş.Kemerli bir nişin içine 180 cm. boyunda insan kabartması yapılmış. Bu kabartmanın yanındaki yarım sütunun üzerinde ise sütun üzerinde duran kartal kabartması ve bir de kitabe var.Sanki Romalı bir asker, tüm heybetiyle karşımızda durmuş ve bizi selamlıyor. Gerçekten çok güzel bir anıt bu. Anadolu'nun dört bir yanındaki tüm Roma kalıntıları gibi, Kuş Kayası Anıtı da muhteşem.Anıtın en önemli özelliği, Anadolu'da bilinen tek yol anıtı olması ve tarihi İpek Yolu'nun Karadeniz'e olan çıkış noktasında bulunması. Anıt,M.S. I. Yüzyılda Roma İmparatoru Tiberius zamanında, Gaius Iulius Aguilla tarafından yaptırılmış.Anıtın bulunduğu tepeden görünen manzara harika. Burada bol bol fotoğraf çekiyoruz.

Kuş Kayası Anıtını gördükten sonra virajlı yollarda ilerlemeye devam ediyoruz. Bu keskin virajlar, yakında karşımıza denizin çıkacağının göstergesi. Yaklaşık 15 dakikalık yolculuğumuzun sonunda, Bakacak Tepesi mevkiinde otobüsten iniyoruz. Rehberimiz " Çeşm-i Cihan" denilen yere geldiğimizi söylüyor. Büyük bir merak ve heyecan içinde otobüsten iniyoruz. İşte sonunda Çeşm-i Cihan karşımızda. Aman Allahım, o kadar muhteşem bir manzara ki bu, adeta olduğumuz yerde çakılıp kalıyoruz. Kelimenin tam anlamıyla büyüleniyoruz. Buradan nasıl ayrılacağız? Deniz karşımızda , koylar ise bir dantel gibi süslemiş denizi. Mavinin, yeşilin,kahverenginin , grinin karışımından oluşmuş eşsiz bir doğa manzarası.Gri bulutlu, yağmurlu bir havada da bile bu manzara bu kadar güzelse, kim bilir ilkbahar ve yaz aylarında nasıl doyulmaz olur. Rivayete göre Fatih Sultan Mehmet, Lalası ve diğer Saray erkanı ile birlikte avlanmak üzere Amasra'ya gelmiş. Çadırlarını kurmak üzereyken gördükleri bu manzara, Fatih Sultan Mehmet'i çok etkilemiş. Bunun üzerine Fatih Sultan Mehmet lalasına dönerek" Lala, Lala, Çeşm-i Cihan bu mu ola?, " demiş."Çeşm-i Cihan" , dünyanın gözü, göz bebeği demekmiş.Yani Fatih Sultan Mehmet bu manzaranın dünyada bir eşinin daha olamayacağını düşünerek buraya, "Çeşm-i Cihan " adını vermiş. Gerçekten de Çeşm-i Cihan bu olsa gerek.Manzarayı hafızamıza kazımak için dakikalarca bakıyoruz. Herkes, birbiriyle yarışırcasına fotoğraf çekiyor.Bu arada tüm tur katılanları bir araya geliyor ve otobüste anlaştığımız üzere rehberimiz Özlem'e dönerek," Özlem, Özlem Çeşm-i Cihan bu mu ola " diye bağırıyoruz. Öyle hoşumuza gidiyor ki bu yaptığımız, hepimiz çocuklar gibi mutlu oluyoruz.

Çeşm-Cihan'ın manzarasını seyretmek için durduğumuz tepede,alışveriş yapma imkanı da buluyoruz.Yöre insanı, küçücük teneke sobaların üzerine koyduğu tepsilerde, kestane kavurup satıyor. Doğrusu sıcacık kestane hepimize çok hoş geliyor. Burada ev yapımı reçel, salça, marmelat, her çeşit meyve kurusu,sade tarhana ve kızılcık tarhanası, erişte alabilirsiniz. Elimizde kavanozlar, poşetler dolusu ev yapımı ürünlerle, otobüsteki yerlerimizi alıyoruz.

Kısa bir yolculuktan sonra Amasra'ya ulaşıyoruz. Sonunda kıvrıla kıvrıla uzanan yol bitiyor. Karşımızda deniz ve deniz kıyısına kurulmuş şirin Amasra var.Rehberimiz önce Kaleyi gezeceğimizi söylüyor.

Amasra Kalesi Bizanslılar tarafından yaptırılmış.Kale Cenevizliler ve daha sonra Osmanlılar döneminde, yani 14 ile 15. yüzyılda onarımlar geçirmiş.Şimdi kalenin bir çok bölümü yıkık durumda. Giriş kapıları sağlam. Kale kapılarının birinin adı Zindan Kalesi, diğerinin adı ise Sormagir Kalesi. Kale büyük kesme taşlarla yapılmış olup, dikdörtgen biçiminde ve her kenarı 500- 600 metre uzunlukta. Kalenin 24 adet burcu ve kulesi var. Kalede kraliçe Amastris' in sarayı,freskli iki küçük kilise ve su kemeri kalıntısı mevcut.

Kalenin içinde Fatih Camiini de görüyoruz. Aslında burası 9. Yüzyılda yapılmış eski Bizans kilisesi imiş.Fatih Sultan Mehmet Amasra'yı fethedince, bu kiliseyi camiye çevirmiş. Kilisenin ilk cemaat ve apsis bölümü de daha sonradan camiinin iç mekanına dahil edilmiş.

Kaleyi ve içindeki eserleri gördükten sonra, yürümekten biraz yorulmuş ve acıkmış vaziyette Amasra sahilinde mola veriyoruz. Rehberimiz öğle yemeği için Çeşm-i Cihan Lokantasına gideceğimizi söylüyor. Lokantada limitsiz balık ve salata bizi bekliyor. Koşar adım ilerliyoruz. Çeşm-i Cihan lokantası denize nazır bir lokanta. Manzara çok güzel. Hemen İstanbul aklımıza geliyor. Sanki Boğazda, bir balık lokantasındaymışız gibi.Yine güzelim İstanbul'u hatırlamadan yapamıyoruz işte. Balıklarımız nar gibi kızarmış olarak geliyor. Menüde istavrit, hamsi, mezgit var. Bütün balıklardan istediğiniz kadar yiyebilirsiniz, limit yok. Salata ise süper. Amasra'nın taze balığı ve salatası meşhurmuş. Salatanın içinde en az 14 çeşit sebze varmış.Neler mi?Aklımda kalanları sayayım, domates, salatalık, biber, göbek salata, havuç, kırmızı lahana ve beyaz lahana, kırmızı turp, beyaz turp, kornişon turşu, yeşil zeytin,maydanoz, dere otu, roka. Doğrusu bu kadar lezzetli ve görüntüsü bu kadar güzel olan bir salata bugüne kadar yemedim. Bütün malzemeler özenle ve değişik şekiller verilerek kesilmiş. Salatanın görüntüsünü bozmaya kıyamıyorsunuz.Sosu da enfes. Hepimiz bol bol salata ve balık yiyoruz. Bu nefis tatları, ömür boyu unutamayız.Yemeğimizi yedikten sonra sahilde yürüyüş yapıyor ve tavşan kanı çaylarımızı yudumluyoruz.

Rehberimiz yöresel el sanatlarını bulabileceğimiz Tahtacılar ( Çekiciler) Çarşısında alışveriş yapabileceğimizi söylüyor.Yöreye özgü tel kırma işçiliğiyle yapılmış masa örtüleri, kırlentler, sehpa ve vitrin örtüsü takımlarını, mevlitlerde takılmak üzere hazırlanmış baş örtülerini hayranlıkla seyrediyoruz. Ağaç oymacılığı ile yapılmış bastonlar, ev eşyaları, süs eşyaları da görülmeye değer. Hepsi el emeği göz nuru. Yöre insanının ne kadar yaratıcı ve maharetli olduğu bu el yapımı eserlerden anlaşılıyor. Hediyelik eşyalarımızı alıp, çarşıdan ayrılıyoruz.

Amasra'ya gelip te tekne turu yapmadan olur mu hiç? Hava kapalı fakat, fazla soğuk değil.Teknemiz bizi sahilde bekliyor. Koşar adımlarla sahile gidiyor ve tekneye doluşuyoruz. Tekne gezimiz oldukça eğlenceli geçiyor. Hareketli ve güncel müzikler eşliğinde oyunlar oynanıyor, danslar yapılıyor. Bu arada manzara da eşsiz. Amasra'nın koyları çok güzel. Tüm bu güzellikleri fotoğraflıyoruz.Küçük ve sevimli Tavşan Adasının önünden geçiyoruz.O da ne irili ufaklı, kimi beyaz, kimi gri, kimisi siyah tavşanlar, adada bir oraya bir buraya koşturup duruyorlar. Burası gerçekten de Tavşan adasıymış. Ne güzel,yalnızca tavşanlara ait bir ada.Tavşan adasını ve deniz fenerini de fotoğraf karelerimize alıyoruz. Tekne turu öyle keyifli ki zamanın nasıl geçtiğini anlamıyoruz bile.Bu güzellikleri paylaşmanın verdiği mutlulukla,birbirimizle daha çok kaynaşmış olarak tekneden iniyoruz.

Ne yazık ki Amasra gezimiz bitiyor. Güzel şeyler çabuk sona erermiş. Amasra gezisi de çabucak bitiveriyor işte. Hani bir çok gezi yazısında şöyle derler; şuraya giderseniz şunları yapmadan dönmeyin diye. Amasra'ya giderseniz eğer, Kuş Kayası Anıtını, Çeşm-i Cihan'ı ve Amasra Kalesini görmeden, sahilde taze balık ve Amasra'nın nefis salatasını yemeden, sakın dönmeyin. Umarım bir gün, yine bu şirin şehre yolumuz düşer.Hoşçakal şirin Amasra, hoş çakal çeşm-i cihan...


Zeynep Albayrak - 20 Şubat 2005, Pazar
______________________________________________

Amasra Müzesi'nde ziyaretçi rekoru

Bartın'ın ilçesi Amasra'da bulunan ve restorasyon çalışmalarının ardından yeni görünüm kazanan Amasra Müzesi'ni 2004'te 38 bin 878 turist ziyaret etti.

Amasra Müzesi'nde ziyaretçi rekoru

Amasra Müzesi Müdürü Ziyaeddin Taşçı, tarihi kazı yapılmayan bölgede tesadüfen bulunan Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerine ait tarihi eserlerin müzede sergilendiğini söyledi.

Müzenin ekim 2003'ten bu yana tam kapasiteyle turizme kazandırıldığını belirten Taşçı ''Helenistik, Arkaik, Klasik, Roma, Bizans, Ceneviz, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait seramik, heykel ve sikke gibi tarihi eserlerinin yer aldığı Amasra Müzesi, Türkiye'nin en zengin müzelerinden biri" dedi.

"Müzemizin tarihinde bu bir rekor"

Geçtiğimiz yıl müzeyi 23 bin 908 kişinin biletle, 14 bin 970 kişinin de ücret ödemeden gezdiğini söyleyen Taşçı, "1975'te kurulan müzemizin tarihinde bu bir rekordur. Çünkü, genellikle turizmin en yoğun olduğu dönemlerde bile ziyaretçi sayımız 10-20 bin arasında değişiyordu'' diye konuştu.

"Ziyaretçi artışı tanıtıma bağlı"

Müzelerindeki ziyaretçi artışını, Amasra'nın tanıtımının daha iyi yapılmasına bağlayan Taşçı, ''restorasyonunun tamamlanmasının ardından müzemizdeki heykel ve sütunların yanı sıra parfüm şişesi, içki kapları gibi cam işçiliği ürünlerini daha iyi biçimde sergileme imkanına kavuştuk" dedi.

Taşçı, tanıtım için tur şirketlerine broşür gönderdiklerini de anlattı.

Kaynak: http://www.turizmdebusabah.com/

Tarih : 7 Şubat 2005